Giresun ili ve tüm ilçeleri
ŞEBİNKARAHİSAR TARİHİ


Bölgenin tarihöncesi ve tarih çağlarına ait bilgilerinin yeterince araştırılmadığı yapılan incelemeler sonucu anlaşılmıştır. Yörenin ilk tarihi bilgileri Hititler zamanından başlamakta olup, Hitit metinlerinde "Azzi Hayaşa" ülkesi olarak adlandırıldığı ve bölgede Kaşga'ların yaşadığı belirtilmektedir. Hititlerden sonraki dönem hakkında pek bilgi bunmamaktadır. Bölge kısa bir süre Kimmer ve İskitlerin saldırılarına maruz kalmıştır.
M.Ö. 298-63, Yöre uzun süre Pontusluların egemenliği altında kalmıştır. Bizans döneminde, İmparator Hustinianus zamanında şehir imar edilmişdir. Bu dönemde şehrin adı Karahisar anlamına gelen Mavrokastron olarak söyleniyordu. Bölgede Pauilican mezhebi yayılmış ve önemli bir piskoposluk merkezi olmuştur.
Daha sonra Şehrin 778 yılında kısa bir süre Emevi ordularınca ele geçirildiği ve 939/940 yılları arasında ise şehrin çevresindeki köylerin, Abbasi döneminde ele geçirildiği bilinmektedir. 1074 yılından sonra şehir Mengücek Gazi ile Danişment Gazi tarafından ortaklaşa fethedilmiştir.
1228 yılında şehir Anadolu Selçuklu devletine bağlanmıştır. Daha sonraları sırası ile İlhanlıların, Eratna Devletinin, Kadı Burhanettinin, Karakoyunluların ve Akkoyunluların idaresine girmiştir.
1473 yılında Otlukbeli savaşında, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın Fatih Sultan Mekmet'e yenilmesinden sonra, şehir Osmanlı devletinin idaresine girdi. Şehir Osmanlılar zamanında Karahisar-ı Şarkî adıyla sancak merkezi olmuş ve şehzadeler şehri haline gelmiştir.
Evliya Çelebinin Şehir hakkında verdiği bilgilerde, Şehrin adının, kalesinin taşlarının siyah olmasından geldiği yazılmakta.
I.Dünya savaşı yıllarında şehirde küçük çaplı eşkiyalık olaylarının yanı sıra, Ermeni ve Rumların isyan hareketlerine giriştikleri görülmüştür. 1915 yılında başlayan Ermeni isyanında Şehir yakılıp yıkılarak, kale tahrip edilmiştir. Ruslar'ın Harşit Çayına kadar ilerlemesi ile bölgede kıtlık başgöstermiş olup halk iç kısımlara göç etmiştir.
Şebinkarahisar, 1923 yılında il oldu. 11 ekim 1924 yılında Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, Erzurum ve çevresinde meydana gelen deprem dolaysıyla gittiği Erzurum'dan dönerken Şehri ziyaret eder ve halka hitaben bir konuşma yapar. Bu ziyaretin hatırası olarak Karahisar-ı Şarki olan şehrin ismi Şebinkarahisar olarak değiştirilmiştir.
Şebinkarahisar 1933 yılında ilçe haline getirilerek Giresun iline bağlanmıştır.
COĞRAFYA
1350 m. rakıma sahip Şebinkarahisar, Giresun dağlarının güney eteklerinde, Avutmuş çayı vadisini kuzey yamaçlarında kurulmuştur. 1349 km2 yüzölçüme sahip olan ilçenin, Giresun iline olan uzaklığı 118 km'dir.
İlçe, Dereli, Çamoluk ve Alucra ilçeleri , Gümüşhane ve Sivas illeri ile çevrilidir. İlçede yarı kurak İç Anadolu iklimi ile nemli Karadeniz iklimi arasında bir geçiş iklimi hakimdir.
Önemli akarsuları arasında, Kelkit Çayı, Avutmuş çayı, Alişar çayı, Asarcık ve Soğulcuk dereleri sayılabilir. Önemli dağları arasında ise Karagöl dağları, Avşar tepe, herek dağı, Tutak dağı, Erimez tepe, Hevlekmaşatlık tepe sayılabilir.
İlçede, 25 bin hektar orman arazi bulunmakta olup, orman bitki örtüsü arasında, sarıçam, köknar, kavak, meşe başta gelir.
Bölge, madencilik açısından oldukca zengin yataklara sahiptir. Liyint, granit, şap, pirit, Uranyum ve çinko-kurşun gibi önemli maden yatakları bulunmaktadır.
İlçenin nüfusu her geçen gün azalmaktadır. 1997 nüfus tespit sonuçlarına göre, İlçe merkez belediyesine bağlı 13 mahalle ve 57 köyün toplam 31.329'tir.
Şebinkarahisar Arslanşah köyünden bir görünüm

EKONOMİ
İlçeyi Alucra ve Giresun'a bağlayan yol asfalt, diğer yolların tamamı stabilize ve ham yoldur. E-80 Devlet karayolu ile ilçe Karadenizin İç Anadoluya açılan kapısı durumundadır.
İlçe, uzun yıllar il statüsünde kaldığından civar yerleşim birimlerinin ekonomik ve ticari merkezi olmuştur.
En fazla yer kaplayan tarım bitkileri buğday ve arpadır. Bunların dışında sebze ve meyve ile tütün önemli ürünler arasındadır. Coğrafi yapının özelliklerinden dolayı yörede hayvancılık gelişmiştir. Yörede 42 bin hektarlık çayır ve mera bulunduğundan çok sayıda büyükbaş, küçükbaş ve kümes hayvanı yetiştirilmektedir.
Kılıçkaya Baraj gölü balıkçılık açısından iyi bir potansiyel oluşturmaktadır. Ayrıca suni alabalıkçılık yapılmakta olup gelişimi için çalışmalar sürdürülmektedir.
Ayrıca bal arıcılığı yapılmakta olup, 10.000 civarında kovan bulunmaktadır. Bu kovanların tamamı fennidir
Şebinkarahisar dut pekmezi,
Giresun İli Şebinkarahisar İlçesinde yoğun olarak yetişen ve yöreye özgün; Gölayağı, çiğitli ve balaban çeşitleri bulunan beyaz dutlardan elde edilir. Gölayağı olarak bilinen çeşit sofralık ve çemiç ( dut kurusu ) olarak tüketilmektedir. Çiğitli olarak bilinen çeşit genelde pekmez ve pestil yapımında kullanılmaktadır.
Şebin Cevizi,
Şebinkarahisar İlçesi kökenli bir ceviz çeşidir. Kıyı bölgeleri hariç, ceviz yetişen tüm yörelerde yetişir. Özellikle geç donların görüldüğü yerlere tavsiye edilir. Çok verimlidir meyve salkımı 2-4'lü olur. Oval bir meyve yapısına sahiptir.
İnce kabuklu, kabuktan kolay ayrılır. İçi dolgun, Çeşidin orjinindeki ortalama meyve ağırlığı 9,40 - 12 gr, iç randımanı % 63 - 67, yağ içeriği % 69 - 40, protein % 17 olarak belirlenmiştir. Çiçekleri ( homogamous ) kendine verimlidir. Bilecik, KR-2 (Y-1) çeşitleri ile tozlanır. Şebin cevizi kendi yöresinde Şebinkarahisar'da Eylül ayı sonlarında hasat edilmektedir
Yörede imalat yapan atölyelerin dışında önemli bir sanayi kuruluşu yoktur. madencilik ile uğraşan Ber - Oner, Başaran Süt fabrikası, Doruklu Süt fabrikası, Şebin tavukçuluk bölgenin önemli kuruluşlarıdır.
Bölge, madencilik açısından oldukça zengin olup, Çok eski tarihlerden bu yana şap madeni merkezi sayılan ilçede halen kurşun-çinko madeni işletilmektedir.
TURİZM
Çok zengin bir kültür mirasına sahip olan İlçede Turizmi geliştirecek altyapı ve sosyal tesis kurulmamıştır.
İlçede, Şebinkarahisar kalesi, Bayramşah Camii, Kurşunlu Hamamı, Taş Hanlar, Pertevniyal Çeşmesi, Kadıoğlu Camii, Fatih Camii önemli tarihi eserlerdir.
Mustafa Kemal ATATÜRK'ün ilçeyi ziyareti sırasında kaldığı tarihi ev müze olarak kullanılmakta olup, içinde 500'e yakın tarihi eser bulunmaktadır.
YAYLACILIK
İlçede Yaylacılık çok gelişmiş olup, bu yaylalara Giresunun çeşitli İlçelerinden aileler göç etmektedir. Yaylalarda çeşitli festivaller düzenlenmektedir.
ÖRF VE ADETLER
Örf ve Adet ve foklorik gelenekleri bakımından Giresun ilinin genel kültürel yapısının dışında farklı zenginliklere sahiptir. Örf ve Adet bakımından Kardenizin dışında İç Anadoluyu yansıtmaktadır.
Lehçe ve şive yönünden kendine özgü bir yapısı vardır. Yöreye has Türküler; Karahisar türküsü, efeler türküsü, altın yüzük, zülüfleri tutam tutam, tamzara türküsü'dür.
Celeçoş çorbası, toyga çorbası, göllü gavut, hoşveren kavurması, keşkek gibi yöreye has yemekleri bulunmaktadır.
ALUCRA TARİHİ


Alucra'nın tarihi Hitit'lere kadar uzanmaktadır. Sırasıyla İskitler, Kimerler, Medler, Persler, Romalılar ve Bizans'lılar bölgeyi hakimiyetleri altına almışlardır.
M.S. 391 yılında Orta Asya'dan gelen Kıpçak ve Peçenek Türklerinin istilasına uğrayan Alucra 60 yıl kadar Türklerin yönetiminde kalmıştır. 8. yüzyılda ise Maveraünnehir'den gelen Oğuz boyları Çamoluk, Çakmak ve Koman bölgelerine yerleşmişler.
1071 Malazgirt zaferinden sonra Alucra ve çevresi Selçuklular tarafından fethedilmiş, Merkezi Trabzon'da bulunan Danışmend Beyliğinin idaresine verilmiştir. Bölge bu dönemlerde Bizans ve Mengüçler arasında bir kaç kez el değiştirmiştir.
Osmanoğullarının Anadolu birliğini kurunca , Alucra da bu beyliğe katıldı. Akkoyunlu devleti Alucra'yı bir dönem topraklarına kattı. Ancak Fatih Sultan Mehmet Han bu bölgeye sefer düzenleyerek geri aldı. Otlukbeli Savaşından sonra Alucra tamamen Osmanlı İdaresine kalmış oldu. İsmini ise Aluç ağacından aldığı sanılmaktadır.
Anadoluda çıkan celali isyanlarında, bölgedeki isyancıları Kuyucu Murat Paşa etkisiz hale getirmiştir.
I. Dünya savaşında Alucra'da bir cephe oluşturulmuş. cephe komutanı Mareşal Fevzi Çakmak karargahını bu günkü Çakmak Köyünde kurmuştur. Bu köyde halen bir şehitlik mevcuttur.
İdari Olarak Alucra: 1876 yılına kadar Mindaval ve Kovanta adında iki nahiye olarak idare edilmiş.Bu tarihten sonra Şebinkarahisar Mutasarrıflığına bağlı bir ilçe olmuştur. İlçe merkezi, Karabörek, Kemallı, Koman köylerinde zaman zaman yer degiştirdikten sonra , şimdiki yerine yerleşmiştir.
1933 yılında Şebinkarahisarın ilçe olması nedeniyle Alucra Giresun iline bağlı bir ilçe olmuştur
BULANCAK TARİHİ


Bulancak bölgesine Fatih Sultan Mehmet Hanın Fethiyle birlikte Çepni, Döğer, Eymir gibi oğuz boyları yerleşmiş. Bu dönemde ilçe KESPİL adını taşıyordu ve Naiblik adı verilen idari bir yapıya sahipti.
1887 yılında belde teşkilatı oluşturulan ilçenin adı Akköy olarak anılmakta idi, 1934 yılında ilçe olmuştur, şimdiki adını ise Bulancak çayından almıştır. Giresun ilinin en hızlı gelişen ilçelerinin başında gelmektedir. İl merkezine çok yakın oluşu nedeniyle ayni tarihi süreci paylaşmaktadır
Doğu Karadeniz Bölgesi’nde, Giresun İli’ne bağlı bir ilçe olan Bulancak, doğuda Giresun, batı ve güneybatıda Ordu İli, Güneydoğuda Dereli İlçesi, Kuzeyde Karadeniz ile çevrilidir İlçe toprakları genel olarak 3. Zaman (Tersiyer) sonlarının volkanik patlamaları ve parçalanmalar sonucu oluşan kırıklı ve volkanik oluşumlardan meydana gelen bir arazi yapısı göstermektedir.
İlçe arazisi engebeli ve sıradağlarla kaplıdır. Bu dağlar üzerinde buzul göller (Karagöl, Ayğır ve Geyik Gölleri) ile bazalt kayalar bulunmaktadır. Deniz kenarından itibaren başlayan tepeler, güneye doğru yükselir ve Karagöl Dağları’nda 3.107 m.ye ulaşır. İlçenin belli başlı yükseltileri, Kızalan Tepesi, Solakyatak Tepesi, Evliya Tepesi, Seyit Tepesi, Zemzem Tepesi, Naldöken Tepesi, Bektaşoğlu Tepesi, Kaya Tepesi, Kel Tepe, Hasançelebi Tepesi, Yıldız Tepesi, Yokuşbaşı Tepesi, Topalkız Tepesi, Armutlu Tepesi, Kümbet Tepesi, Karatepe, Pekdemir Tepesi, Karataş Tepesi ve Dikmen Tepesi’dir.
Pazarsuyu Deresi ve kolları kaynağını, Karagöl Dağları’ndan alır. Bulancak Deresi, İncüvez Deresi, Erikliman Deresi ilçenin başlıca akarsularıdır. Bulancak’ın batısındaki Pazarsuyu Deltası en önemli düzlüğü oluşturur. Bulancak kıyı şeridinde, batı kesiminde Yassıtaş, İncevüz kumsalları yer alırken, doğu kısmında Karaburun, Burunucu, Küçüklü ve Yalıköy kumsalları yer almaktadır.
Meşe, defne, funda, kocayemiş, mersin ağacı ve meyve ağaçlarından oluşan bitki örtüsü, kestane, gürgen, karakavak, kızılağaç, ıhlamur ve karaağaç gibi orman bitki örtüleriyle kaplıdır. Yüzölçümü 608 km2 olan ilçenin toplam nüfusu 56.636’dır.
İlçenin ekonomisi tarım, ormancılık, küçük sanayi ve hayvancılığa dayalıdır. Başta fındık olmak üzere, mısır, arpa, patates ve fasulye yetiştirilmektedir. Halkın asıl geçim kaynağı fındık olup, Türkiye’nin ihraç ürünü olan fındığın 5/1’i bulancıkta üretilir. Pazarsuyu’nda balık avlama alanları olup, bunlar yerel tüketime yöneliktir. İlçede çok sayıda fındık kırma atölyeleri bulunmaktadır. Ayrıca çamaşır suyu, kereste, balık yağı, tuz, tuğla-kiremit üreten fabrikalar vardır. Küçük sanayi mobilya üretiminde yoğunlaşmıştır. İlçe topraklarında simli kuşun yatakları olup, burada işlenmektedir.
İlçe ve yöresinin tarihi MÖ.1400-1200 yıllarına, Hititlere kadar inmektedir. Hitit tabletlerinde Azzi Ülkesi olarak geçen Giresun yöresinde MÖ. 1200’lerde kavimler göçü sırasında burada da küçük bir koloni kurulmuştur. Hitit Devleti’nin yıkılmasından sonra bölge, Frigya Krallığı’nın yönetimine girmiş, doğudan gelen İskit ile Kimerler buraya hakim olmuşlardır. Giresun bölgesindeki Pers yönetimini Büyük İskender, Kapadokya Krallığı ve Roma dönemi izlemiştir. İstanbul’un Latin istilası sırasında Bizans İmparatoru Komnenos’un çocukları MS.1204’te Trabzon Rum İmparatorluğunu kurmuşlar, Bulancak da bu devletin sınırları içerisinde kalmıştır.
Malazgirt Meydan Savaşı’ndan(1071) sonra Anadolu’ya gelen Selçuklu Türkleri,
Karadeniz sahillerini de Türk hakimiyeti altına almıştır.
Bulancak, Hacı Emir Bey’in oğlu Süleyman Bey zamanında 1397 yılında Türklerin eline geçmiştir. II. Murat döneminde Osmanlı yönetimine girmiş, 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet döneminde (1461) Trabzon’un alınmasıyla Karadeniz Bölgesi ile birlikte kesin olarak Osmanlı topraklarına dahil olmuştur.
O dönemde Kepsil olan adı, 1871’de Akköy olarak değiştirilmiş, 1928’de de ismi Bulancak olmuş, 1934 yılında da ilçe konumuna getirilmiştir.
İlçede günümüze gelebilen tarihi eserler arasında, Acısu Kaya Kilisesi, Burunucu Camii ve Çeşmesi, Merkez Eski Camii ve Demircili Kemer Köprüsü bulunmaktadır.
ÇAMOLUK TARİHİ
1514 yılındaki Çaldıran Savaşından sonra kesin olarak Osmanlı Devleti sınırları içine katıldı Çamoluk 1990 yılında ilçe olmuş, bu zamana kadar nahiye statüsünde idi. Bölge halkı 15.07.1990 tarihinde yapılan referandumla Giresun iline bağlı kalmayı tercih etti.
İlçenin 600 km2 yüzölçümü vardır. Kelkit ırmağı kenarında kurulmuş olan ilçe Sebinkarahisar ve Alucra ilçeleri ile Sivas, Erzincan ve Gümüşhane ileri sınırları ile çevrilidir.


İlçe 6 mahalle ve 29 adet köy yerleşimi bulunmakta, 1997 nüfus sayımı sonuçlarına göre toplam nüfus 10.784, İlçe merkezinin nüfusu ise 2000 civarında olup, yapılan araştırmalar sonucu ilçeden büyük göç olayının yaşandığını ortaya çıkmış.
ÇANAKCI TARİHİ

Çanakçı'nın yerleşim yeri olarak kullanılması M.Ö.1500 yıllarına kadar uzanmakta olup, Bölgede bulunulan kalıntılar Cenevizlilerin eski tarihlerden beri yaşadıklarını göstermektedir.
Bölge 1461 yılında Osmanlı Devleti himayesine girmiş. Görele ilçesinin kurulması ile Çanakcı bu ilçeye bağlanmış. 1916 yılında Bölge ile beraber ilçede Rus işgali altında kalmış. 13 Şubat 1918 tarihinde Bölge ile birlikte işgalden kurtulmuş.
1960 yılında Görele ilçesine bağlı bir bucak olmuş ve 1991 yılın da ise ilçe olmuş. Adını, bölgede yapılan ağaç çanak ustalarından aldığı söylenmekte. Çanak ustasının bulunduğu yer anlamında.
TARIHI Canakci'nin yerlesim yeri olarak kullanilmasi M.O.1500 yillarina kadar uzanmakta olup, BOlgede bulunulan kalintilar Cenevizlilerin eski tarihlerden beri yasadiklarini gOstermektedir.
BOlge 1461 yilinda Osmanli Devleti himayesine girmis. Gorele ilcesinin kurulmasi ile Canakci bu ilceye baglanmis. 1916 yilinda BOlge ile beraber ilcede Rus isgali altinda kalmis. 13 Subat 1918 tarihinde BOlge ile birlikte iskalden kurtulmus.
1960 yilinda Gorele ilcesine bagli bir bucak olmus ve 1991 yilin da ise ilce olmus. Adini, bolgede yapilan agac canak ustalarindan aldigi soylenmekte. canak ustasinin bulundugu yer anlaminda.
COGRAFYA
Denizden 17 kilometre icerde bulunan ilcenin Giresun iline uzakligi 78 km dir.Yukseklik 150 m'dir, Ilce merkezinden gecen Canakci Deresinin iki yakasina kurulmustur. Ilce, Trabzon il, Dogankent, Tirebolu ve GOrele ilce sinirlari ile cevrilidir.
Yeryuzu sekilleri tipik Karadeniz yOresini andirmakta olup, Orman ve fundalik ile kaplidir. Yer yer cayir ve meralar da bulunmakta.
Ilcede 6 mahall, 12 kOy ve birde KarabOrk beldesi bulunmakta. 1997 nufus sayimi sonuclarina gOre, ilce merkezinde 4.011, KarabOrk beldesinde 1.586 ve kOylerde de 5246 olmak uzere toplam 10.843 kisi yasamaktadir. Karadenizin diger yorelerinde oldugu gibi, baska bolgelere goc edilmesi dolaysiyla cok fazla nufus azalmasi gorulmekte.

Osmanlı Devleti döneminde Derelû olarak bilinen yerleşim alanı, Giresun ili ile aynı tarihi olayları yaşamiş. Dereli Akkoyunlu Devletinden Fatih Sultan Mehmet döneminde Seyyid-i Vakkas komutasındaki ordu tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Gürcistan'ın Ruslar tarafından işgali ile ilçenin İçmesuyu köyü ve Akkaya köylerine 1892 yılında müslüman Gürcüler göç etmişler.
Bölge deki yerleşim alanı 1926 yılında nahiye olmuş ve 1958 yılında ise ilçe haline getirilmiştir.
Bektaş ve Kümbet yaylalarının Dereli ilçe sınırları içinde olması dolayısıyla şenliklerin yapıldığı aylarda ilçede sosyal ve kültürel açıdan önemli bir canlılık kazanmaktadır.
İlçenin önemli tarihi eserleri arasında, Hisar Köyündeki Meryem Ana Manastırı, Kuşluhan Kalesi, Yavuz Kemal Köyü hanları ve tarihi ören yeri, Akkaya Köyündeki Çobankayası resimleri ve çok sayıda kemer köprüler bulunmaktadır.
Dereli, Doğu Karadenizde Bulunan Giresun İlinin şirin bir ilçesidir. Ulaşım, Dereli; Karadeniz sahilyolundan Giresundan Şebinkahisar ve sivas yolunun 28. kmsinde bulunur. ilçeye ismini veren 2 derenin (Akkaya ve Aksu) birleştiği noktada kurulmuştur. Giresun ve ilçelerinin doğal dokularını üzerinde barındıran Dereli ilçesinde kültür hayatını canlandırmak ve turizmi geliştirmek amacıyla bir çok yayla şenliği düzenlenmektedir. Kümbet Şenliği her yıl Temmuz ayının ikinci haftasonu Bektaş Şenliğide yine Temmuz ayının sonhafta sonu Büyük çoşkuyla kutlanır. İlçede yayla şenliklerinin çok olmasının diğer bir sebebi de Giresun’un en güzel yaylalarının ve 2003 yılında Türkiye’nin en güzel 10 yaylasından biri seçilen Kümbet Yaylası’nın bu ilçenin sınırları içersinde bulunmasıdır. İlçede görülebilecek tarihi yerler; KUŞLUHAN KALESİ MERYEMANA MANASTIRI Asıl adının “Yedi Horon Manastırı” olduğu söylenmektedir.
DOĞANKENT TARİHİ


Doğuya bir geçit konumunda stratejik bir konuma sahip yerde kurulmuştur. İlçeden Harşit çayı geçmektedir. Kürtün-ü Zir olan eski adı, 500 yıl önce Manastır Bükü olarak değiştirilmiştir. O dönemlerde halkın çoğunluğu hıristiyanlardan oluşmuştu. İdari olarak Nahiye Müdürlüğü statüsünde iken, Nahiye Müdürü Kürtün-ü Zir ve Şimdiki Gümüşhane ilçesi olan Kürtün (Kürtüm-ü Bala) yı birlikte idare etmiş. İl olarak Gümüş 'haneye, orası da Sancak olarak Trabzon sancağına bağlı idi. I.Dünya savaşından sonra Harşit adını alan ilçe, 1916 yılında Ruslar tarafından işgal edilmiştir.
Rusların işgali 1918 yılına kadar sürmüş, Fakat Harşit çayının Batısına geçememişler. ilçe Cumhuriyet döneminde Tirebolu ilçemizin bir bucağı iken 1990 yılında ilçe olmuş.
Harşit kelimesi farsça olup, güneşin en sıcak yeri anlamı taşır. Başka bir rivayete göre bu kelime taş ve çakıllık anlamındadır. Aynı zamanda Harşit çayına da ismini vermiş.
İlçe tarihinde eğitim ve öğretim açısından büyük bir önem taşıyan Doğankent ilçesinde, Hıristiyanlar döneminde çok sayıda manastır faaliyet göstermiştir. Türk hakimiyeti döneminde bir medrese açılmış, bu da Rüştiye mektebine dönüştürülmüş ve önemli bilim adamları bu medreseden yetişmiştir. Ömer Nasuhi BİLMEN, Elmalı Muhammet, İsmail Hakkı ERZURUMLU ilk akla gelenler.
Birinci Mahmut döneminde "voyvoda" denilen derebeyliklerce yönetilen ilçede ilk kez Yakup oğlu İbrahim Ağa, yönetimi ele geçirerek bir süre Derebeylik sürmüş. Onun ölümünden sonra yönetim Emin Ağa'nın eline geçmiş, 1836 Tanzimat fermanıyla birlikte derebeylik yönetiminde ortadan kalkmıştır.
Ermeniler, Rumlar ve Türkler bu bölgede çok uzun zaman bir arada yaşamışlar. Rumların 1918 yılındaki Rus işgalinde, buradaki Türk halkına ettiği zulümleri tarihsel belgeler ile kanıtlanmıştir. İşgalci Rumlar, daha sonra Ruslarla birlikte Bakü'ye dönmüşler.
1952 yılına kadar idari olarak Gümüş haneye bağlı kalan ilçe, 1961 yılında Giresun'a bağlanmış ve DOĞANKENT adını almıştır.
ESPİYE TARİHİ
İlçe oldukça eski bir tarihe sahiptir.XIII. yüzyılın ilk yarısında Trabzon Rum İmparatorluğu döneminde kurulduğu sanılmaktadır. Espiye'de Milattan Sonra birinci yüzyılda bakır madeni bulunmuş ve işlenmiştir. İlçe o tarihlerde yerleşim merkezi olarak kullanılmış olup, Cenevizlilerden kalma eserler bulunmaktadır.
Cenevizlilerin bölgede uzun yıllar kaldıkları, Espiye ve Tirebolu çevresinde üç şehir anlamına gelen TRİPOLİS (üç kale) kurdukları bilinmektedir.
Fatih Sultan Mehmet Han döneminde Osmanlı topraklarına katıldıktan sonra idari taksimatta Dikmen Melikliği olarak yer almıştır. Önceleri Tirebolu ilçesine bağlı bir nahiye olan Espiye 1957 yılında ilçe olmuştur.
Doğu Karadeniz Bölgesi’nde, Giresun İli’ne bağlı bir ilçe olan Espiye, kuzeyinde Karadeniz, doğu ve güneydoğusunda Tirebolu ve Güce ilçeleri, batısında Keşap ve Yağlıdere ilçeleri, güneyinde Şebinkarahisar ve Alucra ilçeleriyle güneybatısında da Dereli ilçesi ile çevrilidir.
Espiye’nin dar kıyı düzlükleri ve bunların arkasında yükselen dağlardan oluşan coğrafi bir konumu vardır. İlçe topraklarının büyük bölümünü Giresun Dağları kaplar. İlçede iç kısımlara (Alucra ve Şebinkarahisar’a) doğru gidildikçe yükselti artmaktadır. Bu dağların en yüksek noktası Zuhur Tepe (2.528 m.) olmak üzere Akıl Baba Dağı (2.528 m.), Çakıl Dağı (2.476 m.) ve Olucak Tepesi (1.500 m.) diğer önemli yükseltilerdir. Espiye arazisi genel olarak derin vadilerle yarılmış çok engebeli bir yapı göstermektedir. Kıyı şeridinin arkasında yükselen Giresun Dağlarının yamaçları fındık bahçeleri ile kaplıdır. Dağ yamaçları gürgen, kızılağaç, akçaağaç, meşe ve kestane ağaçları ile kaplıdır. Yüksek kesimlerde bunların yerini sarıçam, kayın, ladin ve göknarlar alır. İlçe arazisi genellikle dağlık olmasına karşın iç kısımlardaki yüksek dağlık kesimlerde yüksek düzlükler bulunmaktadır. Karaovacık Yaylası bu düzlüklerin en tanınmışıdır. İlçe topraklarını, ilçe sınırları dışından kaynaklanan Özlüce deresi ile Yağlıdere sulamaktadır. Giresun’a 27 km. uzaklıktadır. Yüzölçümü 463 km2 olan ilçenin toplam nüfusu 28.595’tir.
İlçe, Karadeniz iklim kuşağı içinde yer alması nedeniyle ılıman bir iklime sahiptir. Her mevsim bol yağışlıdır. Bu nedenle ilçe toprakları bitki örtüsü yönünden çok zengindir. İlçe oldukça geniş ormanlara sahiptir.
İlçe ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayalı olup, fındık önemli başlıca ürünüdür. İlçede çay üretiminden başka mısır, patates ve karalahana, fasulye ve diğer yerel sebze üretimi de yapılmaktadır. Bunların yanı sıra meyvecilikte yapılmakta olup, elma, armut yetiştirilmektedir. İlçede mera hayvancılığı yapılır. Koyun, keçi ve sığır beslenir. İlçenin kıyı kesiminde de balıkçılık yapılır. İlçe topraklarında bakır madeni yatakları bulunmaktadır.
XIII.yüzyılda Bizans’ın Komnenoslar döneminde kurulduğu sanılmaktadır. Ancak, Miletosluların buraya yerleşerek koloni kurduğu da iddia edilmektedir. Nitekim Plinius’un Naturalist Historia isimli eserinde “Miletosluların Karadeniz’de 90 kadar şehir kurduğu” yazılıdır. Xenephon Anabassis isimli eserinde MÖ:401’de Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Kolhların, Drillerin, Haliblerin, Tibarenlerin yaşadıklarına değinmiştir. İstanbul’un Latin istilasından sonra (1204) Aleksios Komnenos Trabzon’da Trabzon Rum İmparatorluğu’nu kurmuş, Espiye de bu imparatorluğun sınırları içerisinde kalmıştır.
Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Oğuz boylarından Çepniler bölgeye yerleşmiş, mesudiye bölgesinde Hacı Emirli Beyliğini kurmuşlardır. Bu beylik Giresun yöresi ile birlikte Espiye’yi de sınırları içerisine almıştır. Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon Rum İmparatorluğu’nu ortadan kaldırmasından sonra, Osmanlılar buradaki Çepnileri vergiden muaf tutmuşlardır. Espiye ismi de ilk defa Osmanlı tahrir defterlerinde Espiyelü olarak yer almıştır. 1515 tarihli Osmanlı tarihi kayıtlarına göre, o günlerde Espiye 16 haneden Andoz’un ise 6 haneden oluşmaktadır. Buradaki Andoz Kalesi denizi kontrol altında gözetleme amaçlı kurulmuştur.
I. Dünya Savaşı sırasında Espiye, Yarbay Topal Osman’ın topladığı gönüllülerle Ruslara karşı koymuştur. Cumhuriyet döneminde 1957 yılına kadar Tirebolu’ya bağlı bucak olan Espiye, 1957 yılında ilçe olmuştur.
İlçede günümüze gelebilen eserler arasında; Zefre mevkiinde Cenevizlilerden kaldığı söylenen bir tersane kalıntısı, Şahinyuva Köyü’ndeki kilise, Çağlayan Köyü’nde Gebe Kilisesi kalıntısı, Harova Köprüsü, Sınır Köprüsü ve Ericek Köprüsü adıyla anılan kemer köprüler, Espiye Merkez Camisi bulunmaktadır.
EYNESİLTARİHİ


Eynesil'in bilinen tarihi Isa'dan önce 1500 yillarina kadar dayanmaktadir. Bu dönemde Büyük Hitit İmparatorluğu egemenliginde olan Eynesil, 300 yil kadar bu imparatorlugun yönetiminde kaldiktan sonra I.Ö. 1200 yillarinda Phrygia Konfederasyonu emrine girmistir.
Yunanlilarin yöreye gelisleri I.Ö. 756 yilina kadar dayanmaktadir. Yunanlilar dan sonra I.Ö. 670 yilinda yöre Miletoslularla tanismistir. Miletoslular Eynesil'in de içinde yer aldigi Karadeniz kiyilarinda 90 civarinda ticaret kolonisi kurmustur. Eynesil'de ki metruk ve büyük bir bölümü yikilmis olan kalenin de, (Görele Kalesi) ilk olarak bu dönemde insa edildigi saniliyor.
I.Ö 520 yilinda, Eynesil Pontos Satrapligi içinde bulunmustur. Bu dönemde Pers Imparatorlugu'nun 19. Eyaleti olan Pontos Satrapligi, 200 yil kadar sonra Kapodokya Kraligi egemenligine girmistir. Ancak Pontos satrapliginda çikan karisikliklar bitmek bilmemis, I.Ö.298 yilinda Büyük Pontos Kralligi kurulmustur. Bu devlet I.Ö.91 yilinda Anadolu'daki en güçlü krallik haline gelmistir. Bu durum,Romalilar'in Pontos ülkesine saldirmasina kadar sürmüs, ne yazikki, Romalilar'in saldirilari sonucu, I.Ö.63 yilinda Pontos Kralligi ortadan kalkmistir. Pontos'un yikilmasi ile yöre Roma'ya bagli Galatia egemenligi altina girmistir. Eynesil ve tüm Dogu Karadeniz sahillerinin Roma Imparatorlugu egemenligi altindaki dönemi I.S. 395 yilinda Roma Imparatorlugu'nun ikiye ayrilmasi ile sona ermis gibi görünse de, Dogu Roma Imparatorlugu'nun ilçedeki egemenligi 1204 yilina kadar devam etmistir.
1204 yilinda Eynesil, Megalon Kommenon Imparatorlugu egemenligine girdi. Diger adiyla Trabzon imparatorlugu olarak bilinen bu devlet, Ekim 1461'de yöreye Osmanlilarin gelisiyle son buldu.
Eynesil'in Osmanli Imparatorlugu Egemenligine Girmesi
Ekim 1461 tarihinde, Trabzon'un Osmanli Imparatorlugu tarafindan alinmasindan iki ay kadar sonra Aralik 1461 tarihinde Eynesil de Osmanli Imparatorlugu egemenligine girmistir.
Yöreye ilk gelen Türk boyu olan Çepnilerdir. Çepniler, ayni zamanda alevilikleri ve Haci Bektasi Veli'nin de müritleri olmasi ile bilinen bir Türk boyudur. Çepnilerin aleviligi ve yöredeki alevilik olgusuyla ilgili olarak, Avukat Halil Ibrahim Türkyilmaz tarafindan yazilan Dünden Yarina Tüm Yönleriyle Eynesil isimli kitap hayli ayrintili bilgi vermektedir.
Eynesil uzun bir süre Trabzon'a bagli bir köy olarak kalmistir. Cumhuriyet'in ilani ile birlikte Görele'ye bagli bir köy olan Eynesil, 1953 yilinda yine bu ilçeye bagli bir bucak olmus, 1 Nisan 1960 tarihinde de ilçe olmustur.
Eynesil Adi Nereden Gelmektedir?
Kimilerince Eynesil adi, Iyi Nesil kelimesinden dönüserek bu güne kadar gelmistir. Ancak gerçege daha yakin olan görüs; Türklerin "Ine" yahut "Eyne" isimli bir bey öncülügünde Eynesil'e geldikleri, bu nedenle de yerlestikleri bu yere Ine Bey'in yeri anlaminda "İnesi" adini verdikleridir.
16.yüzyıl sonlarında yaşamış olan Osmanlı Coğrafyacılarından Mehmet Aşık, eserinde, Trabzon ve Giresun arasındaki bölgede Türk halkından mühim bir kısmının Çepnilerden meydana geldiğini ve bölgenin batı ile güey tarafındaki dağların Çepni dağları adını taşıdığını yazmaktadır. Halen sahil halkına, Giresun'un iç kesimlerinde yaşayan halk Çepni demektedir.
Yine Yavuz Sultan devrine ait Trabzon tarih defteri, Giresun bölgesindeki halkın çoğunluğunun Türk olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. 1515 yılında yazılan bu deftere göre, Ordu-Giresun, Giresun-Torul, Görele -Eynesil arasındaki yörede çok yoğun bir Türk nüfusu görülmekte ve Vilayet-i Çepni adı taşımaktadır.
GÖRELE TARİHİ


Eskiden şimdiki Görele'nin bir kilometre doğusunda Philokaleia şehri bulunuyordu. Görele , Cenevizliler tarafından bir sömürge koloni şehri olarak kurulmuş ve "Gorelle" adını taşıyordu. Osmanlılar zamanında bir süre "Yavebolu" adıyla anılmış (yerinde olmayan şehir anlamına gelmektedir). Şehrin bir başka adı da Elevi'dir. Çevrade "Elevü" şeklinde söylenir.
İlk yerleşim yeri Eynesil ilçesinin 3 km. doğusunda kendi adıyla anılan kalenin bulunduğu yerdir. daha sonra çeşitli yer ve bağlılık değişiklikleri göstermiş, 1771 yılında şimdiki yerine yerleşmiştir.
Görele'de 1879'da Trabzon'a bağlı olarak ilçe teşkilatı kuruldu. 1923 yılında Giresun il olunca Tirebolu ilçesi ile birlikte Giresun'a bağlandı.
1916 Rus işgal bölgesi altında kalan Görele, 13 Şubat 1918 tarihinde civar bölgeleri ile bu işgalden kurtulmuştur.
COĞRAFYA


Doğu Karadeniz kıyı şeridinde kurulu olan, Görele'nin toplam yüz ölçümü 290 km2 dır. Güneyinde Çanakcı, Gümüşhane Torul, Doğusunda Eynesil ve Trabzon ili Şalpazarı ilçesi, Batısı Tirebolu ilçesi ve kuzeyde Karadeniz ile çevrilidir.
Bölgenin %95'i dağlarla kaplı olup, baçlıca dağları Sis ve Haç dağlarıdır. Akarsuları arasında, Görele deresi, Çavuşlu deresi, ve Çömlekci deresi bulunur.
Bitki örtüsü olarak 600 m. yüksekliğe kadar fındık, kızılağaç, kavak, kayın, karaağaç, kestane, kiraz, gürgen ve ceviz ağaçları bulunur. Eğrelti otu (Aşk Merdiveni), ısırgan, yonca, asma, orman gülü ve benzeri bitki türleri de yaygındır.
İlçede, ekilip dikilebilir alanların çoğunda fındık, bir kısmında çay yetiştirilmektedir. Diğer kısımların çoğunluğu orman ve çayır ve mera alanı bulunur.
İklim tipik Karadeniz ikliminin bütün özelliklerini taşımaktadır. Her mevsim yeterince yağış almaktadır. Yüksek kesimlerinde kış mevsiminde biraz daha fazla kar yağışı olur.
1997'yılı nüfus sayımı sonucuna göre, ilçe merkezinin nüfusu 22.554, Aydınlar beldesinin nüfusu 1.227 olup, köylerle birlikte toplam nüfusu 44.000 dir. İlçede bulunan köylerden ilçe merkezine ve diğer şehirlere çok fazla göç yaşanmış olup, halen devam etmektedir. Bu göç olayından dolayı
nüfusta azalmalar olmuştur.
GÜCE TARİHİ


Cumhuriyet öncesi tarihi hakkında bilgi veren kaynak yoktur. Ancak Osmanlı'ların kuruluş yıllarında Doğu Anadolu'dan gelen Güceftaroğulları denilen bir sülalenin ilçeye yerleştiği ve Güce isminin buradan geldiği bilinmektedir.
Güce, Önceleri Tirebolu ilçesine bağlı bir belde iken 1990 yılında ilçe olmuştur.
COĞRAFYA
Sahilden 15 km. içerde kurulan küçük bir yerleşim alanıdır. Güneyi Alucra ilçesi ve Gümüşhane ili, Doğ su Doğankent ilçesi, Batısı Yağlıdere ilçesi ve kuzeyi Espiye,Tirebolu ilçeleri ile çevrilidir.
İlçede düzlük arazi, ilçe merkezinin bulunduğu yer hariç yok denecek kadar azdır. En yüksek noktası 2120 m.ile Ciritlik Tepedir. Yörede, Çaldağı, Pehlivantepe, Şıhtepe, Civiltepe ve Gürcü tepe gibi tepeler vardır. Önemli akarsuları, özlüce ve Gelavera dereleridir.
Bitki örtüsü olarak 600 m. yüksekliğe kadar fındık, kızılağaç, kavak, kayın, karaağaç, kestane, kiraz, gürgen ve ceviz ağaçları bulunur. Eğrelti otu (Aşk Merdiveni), ısırgan, yonca, asma, orman gülü ve benzeri bitki türleri de yaygındır.
İlçede, ekilip dikilebilir alanların çoğunda fındık, bir kısmında çay yetiştirilmektedir. Diğer kısımların çoğunluğu orman ve çayır ve mera alanı bulunur. Ormanlık alanların bitimiyle birlikte yaylalara çıkılmaktadır.
İklim tipik Karadeniz ikliminin bütün özelliklerini taşımaktadır. Her mevsim yeterince yağış almaktadır. Yüksek kesimlerinde kış mevsiminde biraz daha fazla kar yağışı olur.
İlçeye bağlı 4 mahalle ve 11 köy bulunmaktadır.1997'yılı nüfus sayımı sonucuna göre, ilçe merkezinin nüfusu 3.005 olup, köylerle birlikte toplam nüfusu 8.253' dir. Diğer yörelerde olduğu gibi, ilçede bulunan köylerden ilçe merkezine ve diğer şehirlere çok fazla göç yaşanmış olup, halen devam etmektedir. Bu göç olayından dolayı ilçenin toplam nüfusu sürekli azalmakta.
KEŞAP TARİHİ


Adı; Türkçe olmayıp, anlamında tam olarak bilinmemektedir. Ancak, içici ve güzel, hoş anlamına gelen 'Keş' ile su anlamına gelen 'ab' kelimelerinin birleşmesinden meydana geldiği düşünülmektedir. Bununla beraber yöre adının Romalılar devrinde Cassicipi olduğu ve zamanla Keşap'a dönüştüğü de ileri sürülmektedir.
Keşap'ın tarihi M.Ö.'ye uzanmakla beraber bunun başlangıç kısmı belirsizdir. İlçe ilk defa 11. yüzyılın sonunda Türkler'in hakimiyetine girer. Ama bu, Haçlı seferleri nedeniyle uzun sürmez ve tekrar Doğu Roma İmparatorluğuna bağlanır.
1461'de Fatih Sultan Mehmet Trabzon'u fethetmeye giderken Keşap'ı da Osmanlı sınırları içine alır. Buna rağmen Rumlar bölgede yaşamlarını, 1920 yılına kadar Türkler ile birlikte devam ettirirler. 1920'de bölgeden tamamen çekilirler.
Bazı kaynaklara göre 1774 yılında keşap ve civarında devlet hakimiyeti iyice kaybolduğundan bazı Derebeylikler türemiş ve bunlar bir birleriyle sürekli mücadeleye girişmişler.
Keşap Cumhuriyetin ilanından sonra 22 yıl merkez ilçeye bağlı bir Bucak olarak kalır. 1945 yılında ise ilçe olur.
COĞRAFYA
Keşap ilçesinin yüz ölçümü 222 km2'dir. İlçe Giresun il merkezinin 12 km doğusunda, Giresun-Trabzon Devlet Karayolu üzerinde, Keşap Deresinin ikiye böldüğü vadinin yamaçlarına kurulmuş tipik bir Karadeniz kentidir.

Güneybatısında Giresun Merkez ve Dereli, doğusunda Espiye, güneydoğusunda ise Yağlıdere ilçeleri yer almaktadır.
Arazi yapısı tamamen engebelidir. dağlar ve tepeler arasında derin vadiler bulunur. İlçe Merkez, Karabulduk ve Yolağzı diye üç coğrafi bölgeye ayrılır. En yüksek yerleri, Geçit köyü, Karadağ, Karatepe, Ocak, Bozarı, Armelit, sancaklı, Töngel, Evliya ve Kabak tepeleridir.
İlçede yazlar sıcak, kışlar ılık geçmektetir. Her mevsimde yağmur bolca yağdığı için yıllık nem oranı ortalama %75'dir. Yağış ve nem; bitkilerin gür olmasında önemli rol oynar. Yemyeşil ve gür bitki örtüsü içinde en çok pay fındık ağaçlarınındır. Kıyının hakim bitki örtüsü olan fındık ağaçları 700 metre yüksekliğe kadar varlık gösterir. Bur dan sonraki yerler ise ormanlıktır.
İlçenin 8 mahallesi ve 42 köyü bulunmaktadır. 1997'yılı nüfus sayımı sonucuna göre toplam nüfusu 23.298 olup ilçe merkezinin nüfusu ise 8.397 dır.
PİRAZİZ TARİHİ


Piraziz'in kuruluşu 1869 yıllarına rastlar. 1485'lerde Karahisar-ı Şarki Sancağına bağlı Pazarsuyu kazasının Bozat divanına bağlı Bülik-i Seydi Ali Kethüda ile Bendehur' bağlı Belik-i Davut Kethüda, 1547'de Pzarsuyu kazasına bağlı Bozat nahiyesi haline gelmiştir.
Bölge merkezi daha sonraki yıllarda Şeyhli, Bendehur (bugünkü Ayıkaşı Mahallesi) Piraziz Erenköyü olmuştur. Akköy nahiyesi civarında Abdalnam iskelede kurulan Cuma pazarları, bugünkü ile merkezin pazar yerinde kurulmuş, nahiye merkezi burada olmuştur.
Diğer eski tarih vakfiyesi Zaviye-i Şeyh İdris'e aittir. Bu Vakıfiye 800 - 1397 - 1389 tarihini taşımaktadır. Zaviye Ordu ile Giresun arasında bugünkü Piraziz ilçesinde bulunmakta idi. Bu zaviyeye iki baştan vakıf edilmiş olan Şeyh İdrüslü (Şeyhli) köyünün adı ve bu tekkenin vakfın kurucusu Şeyh İdris'ten gelmektedir.
Erenköy, Abdal, Bendahor ve Piraziz isimlerini alan ilçenin önemli bir tarihi geçmişe sahip olduğu görülmektedir.
1924 yılında bucak hüviyetine kavuşan Piraziz, 1988 yılına kadar Bulancak ilçesine bağlı kalmıştır. 1988 tarihinde ilçe olan Piraziz kısa zamanda teşkilatlanmasını tamamlamıştır.
COĞRAFYA
Doğu Karadeniz kıyı şeridinde, Ordu ile Giresun il sınırında kurulu olan, Piraziz'in toplam yüz ölçümü 130 km2 dir. Doğusu Bulancak ilçesi, Batısı Ordu ili ve kuzeyde Karadeniz ile çevrilidir.
Yeryüzü şekilleri olarak derin vadiler ve dik kıyılar çok geniş yer kaplar. yüksek kesimlerindeki bir kısım yayla düzlükleri hariç düzlük arazi azdır. Bölgedeki başlıca önemli dereler, Domuzderesi, Piraziz Deresi, Kelekderesi, Çayırağzı Deresi'dir. Önemli tepeleri arasında, Boztepe, Veli tepesi, Evliya tepesi, Kafa tepesi, Ümitdolu tepesi, Kaleyeri tepesi, Hasandede Tepesi, Göynük tepesi, Danalık tepesi Dıfrıl tepesi, Acut tepesi sayılabilir.
Bitki örtüsü olarak 600 m. yüksekliğe kadar fındık, kızılağaç, kavak, kayın, karaağaç, kestane, kiraz, gürgen ve ceviz ağaçları bulunur. Eğrelti otu (Aşk Merdiveni), ısırgan, yonca, asma, orman gülü ve benzeri bitki türleri de yaygındır.
İlçede, ekilip dikilebilir alanların çoğunda fındık, bir kısmında çay yetiştirilmektedir. Diğer kısımların çoğunluğu orman ve çayır ve mera alanı bulunur.
İklim tipik Karadeniz ikliminin bütün özelliklerini taşımaktadır. Her mevsim yeterince yağış almaktadır. Yüksek kesimlerinde kış mevsiminde biraz daha fazla kar yağışı olur.
Bölgede bulunan bir belediye, 19 köy ve ilçe merkezinde bulunan 9 mahallenin, 1997'yılı nüfus sayımı sonucuna göre, toplam nüfus 15.167 olup, ilçe merkezinin nüfusu 7.357'dır. İlçede bulunan köylerden ilçe merkezine ve diğer şehirlere çok fazla göç yaşanmış olup, halen devam etmektedir. Bu göç olayından dolayı ilçenin nüfusu sürekli azalmakta
TİREBOLU TARİHİ


Bir gün; mavi ile yeşilin kucaklaştığı çizgide güneşin yükselişini görmek istersen Tirebolu'ya gelmelisin.
Nisan ayında bir sabah kalkındığında yeşil yapraklar üzerinde beyaz kar ve öyle güneşi ile yere dökülen beyaz kar örtüsü üzerinde çiçek açmış yeşil yapraklı bitkileri görmek istersen yine Tirebolu'ya gelmelisin
Tirebolu'nun ismi, Yunanca üç şehir demek olan Tri+Polis'ten gelmiştir. Şehir bu adı bir görüşe göre,"yan yana bulunan üç burun üzerinde ve onların arkasında kurulmuş olmasından" diğer bir görüşe göre de "Merkez, Bedrama ve Andoz adlarında üç kaleden dolayı almıştır."
Strabon (M.Ö.63 - M.S.23), burada daha önce İschopolis'in bulunduğunu, İschopolis, Argyria ve Philokaleia adında üç şehir halkının toplanması sebebiyle Tripolis denildiğini söyler. Prof.Dr. Fahrettin KIRZIOĞLU ise, "KIPÇAKLAR" adlı eserinde Tirebolu adının, Kıpçak Türkleri'nin ataları olan Kimmerler'in (M.Ö. VII. Yüzyıl) Direl boyunun adını taşıdığını söylemektedir.
Tirebolu, Tiripolis şeklinde ilk defa, M.S. I. yüzyılda yazılmış olan Plinius'un "Natural History" adlı eserinde kaydedilmiştir. Pilinius (23-79) eserinde, Tirebolu (Tiripolis) kalesi ile Tiripolis Çayı olarak anılan Harşit Çayı'ndan bahsetmiştir. Bazı kaynaklarda da Tripoli ve Driboli isimlerinden de bahsedilmektedir.
Tirebolu, M.Ö. VII. yüzyılda (takriben M.Ö.656) Miletoslular tarafından kurulmuştur.Pilinius'a göre; Miletoslular, Karadeniz kıyılarında 90 kadar şehir kurmuşlardır. Bu şehirler arasında Sinop (Sinope), Samsun (Amisos), Giresun (Kerasus), Trabzon (Trapezus), Ordu (Kotyora) ve Tirebolu (Tripolis) şehirleri sayılmaktadır.
Atinalı Ksenephon (M.Ö. 430-355) onbinlerin dönüşünü anlattığı "strong>ANABASİS "adlı eserinde, M.Ö. IV. yüzyılda (M.Ö.401) Doğu Karadeniz Bölgesi'inde Kolhlar'ın, Driller'in Halibler'in, Tibarenler'in, yaşadığını yazar. Bütün bu toplulukların hangi soydan geldikleri meçhul dur. Yalız, onlardan hiç birinin Yunan asıllı olmadığı kesindir. Tirebolu yöresinde, bu kavimlerden hangisinin yaşadığı kesin olarak bilinmemektedir.
Tirebolu, daha sonraları İskender ve halefleri, Pontus Kralliği, Roma ve Bizans Devirlerini yaşamıştır.
Haçlı Orduları'nın İstanbul'u işgal etmeleri üzerine, Trabzon'a kaçan Alexius'un, 1204 yılında Trabzon Rum İmparatorluğu'nu kurmasından sonra, Tirebolu bu devletin hakimiyetine girmiştir.
1397 yılında Giresun şehrini Fetheden Hacı Emir Oğlu Süleyman Bey, 1398 yılında Osmanlı hakimiyetine girince, Tirebolu, Trabzon Rum İmparatorluğu ile Osmanlı Devleti arasında sınır olmuştur.
Tirebolu'nun Osmanlı egemenliği altına girmesi ise, 1461 yılında Fatih Sultan Mehmed Han zamanında gerçekleşmiştir.
Trabzon'un fethinden önce Türkmenler'in fetihleri ve sahillerin Türkleşmesi muntazam şekilde ilerlemiş, Tirebolu'ya dayanmış, dağlık bölgelerde de Çepniler, Rum hudutları içine girmişlerdi.
I. Dünya Savaşı (1914 - 1918) yıllarında ise; Tirebolu halkı çok acılar çekmiştir. Ruslar, 19 Nisan 1916'da Trabzon'u işgal ederek, buradan da Harşit Çayı'nın Doğu kıyısına kadar gelmişler, ancak Tirebolu'yu işgal edememişlerdir. Halk, Karadeniz'de Sinop'a kadar olan yerleşim bölgelerine göç etmiştir. Bu gün bile hafızalardan silinmeyen "muhacirlik" başlamış, Tirebolu yağmalanmış ve yakılmıştır.
Rusların 12 şubat 1918'den itibaren çekilmesinden sonra Pontus çetecileri ve bunları besleyen Yunan savaş gemileri ile mücadele edilir.
Mondros Mütarekesi'nin 30 Ekim 1918'de imzalanması üzerine, Karadeniz kıyılarında yaşayan Rumlar, Pontus Devleti'ni kurmak için harekete geçmişlerdir. Rumlar'ın kurmak istedikleri Pontus Devleti'nin batı hududu, Samsun'a kadar uzanıyordu. Bu durum karşısında Türkler de memleketlerini savunmak için çeşitli cemiyetler kurmuşlardır.
Halkı İstiklal Mücadelesi için şuurlandırıp teşkilatlandıranlardan birisi; gönüllü olarak Balkan Harbine katılan, Pontusçu Rumlara karşı amansız mücadelesi ile tanınmış olan Giresunlu Osman Ağa (Topal Osman); diğeri de dilde Türkçülük akımının öncülerinden, Balkan ve I. Dünya Savaşı'na katılmış, Giresun Askerlik Şubesi Başkanı olan 42. Alay komutanı olarak katıldığı Sakarya Meydan Muharebesi'nde 30 Ağustos 1921 günü şehit düşen Tirebolulu H. Avni Alparslan Bey'di.
İzmir'in 15 Mayıs 1919'da işgali üzerine Tirebolulu Türkler, Atatürk'ün Samsun'a çıktığı 19 Mayıs 1919'da bir miting tertipleyerek, İzmir'in işgalini protesto etmişler, gönderdikleri telgirafta vatanlarını son nefeslerine kadar koruyacaklarını ve bu hususta her türlü fedakarlığa hazır olduklarını bildirmişlerdir. Tirebolu, Milli Mücadele'de 248 şehit vermiştir.
Osmanlıdöneminde idari bakımdanTirebolu, 1515 yılında Trabzon Sancağı'na bağlı, Kürtün kazasındaki dört kaleden ikincisi olduğu görülür. Evliya Çelebi, Tirebolu'yu Trabzon'un bir nahiyesi (1640), Kâtib Çelebi de kazası olarak gösterir(1732). 1856 - 1861 yılları arasında Gümüşhane sancağına bağlanan ilçe, tekrar Trabzon'un kazası olmuştur. 1920 yılının sonlarında mutasarrıflık haline getirilerek Giresun'a bağlanmıştır.
1874 yılında kaza olan Görele, 1957 yılında kaza olan Espiye, 1990 yılında kaza olan Doğankent, Yağlıdere, Güce daha önce Tirebolu'nun nahiye ve köy merkezi idiler.
YAĞLIDERE TARİHİ


Yağlıdere'nin bugün bulunduğu yerin ilk defa yerleşim yeri olarak seçilmesi, yöre halkının Cuma namazlarını kılmak, ihtiyaçlarını gidermek ve alışveriş yapmak amacıyla Ağdarı bükünde 1811 yılında büyük bir cami yapmaları ile başlar. Cami yapılmasından sonra, etrafta tuzcu, kalaycı, demirci ve gazcı gibi zaruri ihtiyaç maddeleri satan işyerleri kurulmuştur. İşyerlerinin çoğalıp gelişmesi, meskun inşaatların yapılmasıyla ilçe yapısal oluşumunu tamamlamış ve "CAMİYANI" ismini almıştır.
Yağlıdere Çayı kenarında yerini alan ilçe merkezi, sonraları bu çayın ismini almıştır.19.yüzyılda Tirebolu ilçesine bağlı iken 1957 yılında Espiye'nin ilçe olmasıyla buraya bağlı bir bucak olmuştur. 1987 yılında ilçe olmuştur.
COĞRAFYA


Sahilden 14 km. içerde kurulan küçük bir yerleşim alanıdır. Güneyi Alucra ilçesi, Doğusu Güce ilçesi, Batısı Dereli ilçesi ve kuzeyi Keşap ve Espiye ilçeleri ile çevrilidir. Rakımı 50 m. olup yüzölçümü 350 km2'dir.
İlçede düzlük arazi yok denecek kadar azdır. Arazi çok dik ve engebelidir. Bölgeden Yağlı Dere Çayı geçmekte olup, bu çayı besleyen çok sayıda dere bulunmaktadır. Yağışın bol olması bu derelerin taşmasına ve dolaysıyla sel felaketine yol açmaktadır.
Bitki örtüsü olarak 600 m. yüksekliğe kadar fındık, kızılağaç, kavak, kayın, karaağaç, kestane, şimşir, kiraz, gürgen ve ceviz, ladin ağaçları bulunur. Eğrelti otu , ısırgan, yonca, asma, orman gülü ve benzeri bitki türleri de yaygındır.
İlçede, ekilip dikilebilir alanların çoğunda fındık. Diğer kısımların çoğunluğu orman ve çayır ve mera alanı bulunur. Ormanlık alanların bitimiyle birlikte yaylalara çıkılmaktadır.
İklim tipik Karadeniz ikliminin bütün özelliklerini taşımaktadır. Her mevsim yeterince yağış almaktadır. Yüksek kesimlerinde kış mevsiminde biraz daha fazla kar yağışı olur.
İlçede ve Üçtepe Beldelerinde 2 belediye, bunlara bağlı 12 mahalle ve 30 köy bulunmaktadır.1997'yılı nüfus sayımı sonucuna göre, ilçe merkezinin nüfusu 3.512, Üçtepe beldesi nüfusu 1.904 olup, köylerle birlikte toplam nüfusu 18.104' dir. Diğer yörelerde olduğu gibi, ilçede bulunan köylerden ilçe merkezine ve diğer şehirlere çok fazla göç yaşanmış olup, halen devam etmektedir. Bu göç son yıllarda ABD başta olmak üzere, Avrupa ve Arap ülkelerine yönelmiştir. Yöredeki göç olayından dolayı ilçenin toplam nüfusu sürekli azalmakta.







Avrupa Şampiyonlar Ligi heyecanı yeniden başlıyor. UEFA Şampiyonlar Ligi'ne üç haftalık bir aradan sonra 24 ve 25 Kasım tarihlerinde oynanacak maçlarla devam ediliyor. Beşiktaş, Old Trafford'da Manchester United karşısına çıkıyor.