Hayattan gerçek olaylar ve kesitler

26/11/2009

Giresun ili ve tüm ilçeleri


ŞEBİNKARAHİSAR TARİHİ


Bölgenin tarihöncesi ve tarih çağlarına ait bilgilerinin yeterince araştırılmadığı yapılan incelemeler sonucu anlaşılmıştır. Yörenin ilk tarihi bilgileri Hititler zamanından başlamakta olup, Hitit metinlerinde "Azzi Hayaşa" ülkesi olarak adlandırıldığı ve bölgede Kaşga'ların yaşadığı belirtilmektedir. Hititlerden sonraki dönem hakkında pek bilgi bunmamaktadır. Bölge kısa bir süre Kimmer ve İskitlerin saldırılarına maruz kalmıştır.
M.Ö. 298-63, Yöre uzun süre Pontusluların egemenliği altında kalmıştır. Bizans döneminde, İmparator Hustinianus zamanında şehir imar edilmişdir. Bu dönemde şehrin adı Karahisar anlamına gelen Mavrokastron olarak söyleniyordu. Bölgede Pauilican mezhebi yayılmış ve önemli bir piskoposluk merkezi olmuştur.
Daha sonra Şehrin 778 yılında kısa bir süre Emevi ordularınca ele geçirildiği ve 939/940 yılları arasında ise şehrin çevresindeki köylerin, Abbasi döneminde ele geçirildiği bilinmektedir. 1074 yılından sonra şehir Mengücek Gazi ile Danişment Gazi tarafından ortaklaşa fethedilmiştir.
1228 yılında şehir Anadolu Selçuklu devletine bağlanmıştır. Daha sonraları sırası ile İlhanlıların, Eratna Devletinin, Kadı Burhanettinin, Karakoyunluların ve Akkoyunluların idaresine girmiştir.
1473 yılında Otlukbeli savaşında, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın Fatih Sultan Mekmet'e yenilmesinden sonra, şehir Osmanlı devletinin idaresine girdi. Şehir Osmanlılar zamanında Karahisar-ı Şarkî adıyla sancak merkezi olmuş ve şehzadeler şehri haline gelmiştir.
Evliya Çelebinin Şehir hakkında verdiği bilgilerde, Şehrin adının, kalesinin taşlarının siyah olmasından geldiği yazılmakta.
I.Dünya savaşı yıllarında şehirde küçük çaplı eşkiyalık olaylarının yanı sıra, Ermeni ve Rumların isyan hareketlerine giriştikleri görülmüştür. 1915 yılında başlayan Ermeni isyanında Şehir yakılıp yıkılarak, kale tahrip edilmiştir. Ruslar'ın Harşit Çayına kadar ilerlemesi ile bölgede kıtlık başgöstermiş olup halk iç kısımlara göç etmiştir.
Şebinkarahisar,  1923 yılında il oldu. 11 ekim 1924 yılında Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, Erzurum ve çevresinde meydana gelen deprem dolaysıyla gittiği Erzurum'dan dönerken Şehri ziyaret eder ve halka hitaben bir konuşma yapar. Bu ziyaretin hatırası olarak Karahisar-ı Şarki olan şehrin ismi Şebinkarahisar olarak değiştirilmiştir.
Şebinkarahisar 1933 yılında ilçe haline getirilerek Giresun iline bağlanmıştır.
COĞRAFYA
1350 m. rakıma sahip Şebinkarahisar, Giresun dağlarının güney eteklerinde, Avutmuş çayı vadisini kuzey yamaçlarında kurulmuştur. 1349 km2 yüzölçüme sahip olan ilçenin, Giresun iline olan uzaklığı 118 km'dir.
İlçe, Dereli, Çamoluk ve Alucra ilçeleri , Gümüşhane ve Sivas illeri ile çevrilidir. İlçede yarı kurak İç Anadolu iklimi ile nemli Karadeniz iklimi arasında bir geçiş iklimi hakimdir.
Önemli akarsuları arasında, Kelkit Çayı, Avutmuş çayı, Alişar çayı, Asarcık ve Soğulcuk dereleri sayılabilir. Önemli dağları arasında ise Karagöl dağları, Avşar tepe, herek dağı, Tutak dağı, Erimez tepe, Hevlekmaşatlık tepe sayılabilir.
İlçede, 25 bin hektar orman arazi bulunmakta olup, orman bitki örtüsü arasında, sarıçam, köknar, kavak, meşe başta gelir.
Bölge, madencilik açısından oldukca zengin yataklara sahiptir. Liyint, granit, şap, pirit, Uranyum ve çinko-kurşun gibi önemli maden yatakları bulunmaktadır.
İlçenin nüfusu her geçen gün azalmaktadır. 1997 nüfus tespit sonuçlarına göre,  İlçe merkez belediyesine bağlı 13 mahalle ve 57 köyün toplam 31.329'tir.

Şebinkarahisar  Arslanşah köyünden bir görünüm

14052008_004_.jpg
EKONOMİ
İlçeyi Alucra ve Giresun'a  bağlayan yol asfalt, diğer yolların tamamı stabilize ve ham yoldur. E-80 Devlet karayolu ile ilçe Karadenizin İç Anadoluya açılan kapısı durumundadır.
İlçe, uzun yıllar il statüsünde kaldığından civar yerleşim birimlerinin ekonomik ve ticari merkezi olmuştur.

En fazla yer kaplayan tarım bitkileri buğday ve arpadır. Bunların dışında sebze ve meyve ile tütün önemli ürünler arasındadır. Coğrafi yapının özelliklerinden dolayı yörede hayvancılık gelişmiştir. Yörede 42 bin hektarlık çayır ve mera bulunduğundan çok sayıda büyükbaş, küçükbaş ve kümes hayvanı yetiştirilmektedir.
Kılıçkaya Baraj gölü balıkçılık açısından iyi bir potansiyel oluşturmaktadır. Ayrıca suni alabalıkçılık yapılmakta olup gelişimi için çalışmalar sürdürülmektedir.
Ayrıca bal arıcılığı yapılmakta olup, 10.000 civarında kovan bulunmaktadır. Bu kovanların tamamı fennidir

Şebinkarahisar dut pekmezi,

Giresun İli Şebinkarahisar İlçesinde yoğun olarak yetişen ve yöreye özgün; Gölayağı, çiğitli ve balaban çeşitleri bulunan beyaz dutlardan elde edilir. Gölayağı olarak bilinen çeşit sofralık ve çemiç ( dut kurusu ) olarak tüketilmektedir. Çiğitli olarak bilinen çeşit   genelde pekmez ve pestil yapımında kullanılmaktadır.

Şebinkarahisar'ın Dünyaca Ünlü Şebin CeviziŞebin Cevizi,

Şebinkarahisar İlçesi kökenli bir ceviz çeşidir. Kıyı bölgeleri hariç, ceviz yetişen tüm yörelerde yetişir. Özellikle geç donların görüldüğü yerlere tavsiye edilir. Çok verimlidir meyve salkımı 2-4'lü olur. Oval bir meyve yapısına sahiptir.

İnce kabuklu, kabuktan kolay ayrılır. İçi dolgun, Çeşidin orjinindeki ortalama meyve ağırlığı 9,40 - 12 gr, iç randımanı % 63 - 67, yağ içeriği % 69 - 40, protein % 17 olarak belirlenmiştir. Çiçekleri ( homogamous ) kendine verimlidir. Bilecik, KR-2 (Y-1) çeşitleri ile tozlanır. Şebin cevizi kendi yöresinde Şebinkarahisar'da Eylül ayı sonlarında hasat edilmektedir
Yörede imalat yapan atölyelerin dışında önemli bir sanayi kuruluşu yoktur. madencilik ile uğraşan Ber - Oner, Başaran Süt fabrikası, Doruklu Süt fabrikası, Şebin tavukçuluk bölgenin önemli kuruluşlarıdır.
Bölge, madencilik açısından oldukça zengin olup, Çok eski tarihlerden bu yana şap madeni merkezi sayılan ilçede halen kurşun-çinko madeni işletilmektedir.
TURİZM
Çok zengin bir kültür mirasına sahip olan İlçede Turizmi geliştirecek altyapı ve sosyal tesis kurulmamıştır.
İlçede, Şebinkarahisar kalesi, Bayramşah Camii, Kurşunlu Hamamı, Taş Hanlar, Pertevniyal Çeşmesi, Kadıoğlu Camii, Fatih Camii önemli tarihi eserlerdir.
Mustafa Kemal ATATÜRK'ün ilçeyi ziyareti sırasında kaldığı tarihi ev müze olarak kullanılmakta olup, içinde 500'e yakın tarihi eser bulunmaktadır.
YAYLACILIK
İlçede Yaylacılık çok gelişmiş olup, bu yaylalara Giresunun çeşitli İlçelerinden aileler göç etmektedir. Yaylalarda çeşitli festivaller düzenlenmektedir.
ÖRF VE ADETLER
Örf ve Adet ve foklorik gelenekleri bakımından Giresun ilinin genel kültürel yapısının dışında farklı zenginliklere sahiptir. Örf ve Adet bakımından Kardenizin dışında İç Anadoluyu yansıtmaktadır.
Lehçe ve şive yönünden kendine özgü bir yapısı vardır. Yöreye has Türküler; Karahisar türküsü, efeler türküsü, altın yüzük, zülüfleri tutam tutam, tamzara türküsü'dür.
Celeçoş çorbası, toyga çorbası, göllü gavut, hoşveren kavurması, keşkek gibi yöreye has yemekleri bulunmaktadır.
ALUCRA TARİHİ


Alucra'nın tarihi Hitit'lere kadar uzanmaktadır. Sırasıyla İskitler, Kimerler, Medler, Persler, Romalılar ve Bizans'lılar bölgeyi hakimiyetleri altına almışlardır.
M.S. 391 yılında Orta Asya'dan gelen Kıpçak ve Peçenek Türklerinin istilasına uğrayan Alucra 60 yıl kadar Türklerin yönetiminde kalmıştır. 8. yüzyılda ise Maveraünnehir'den gelen Oğuz boyları Çamoluk, Çakmak ve Koman bölgelerine yerleşmişler.
1071 Malazgirt zaferinden sonra Alucra ve çevresi Selçuklular tarafından fethedilmiş, Merkezi Trabzon'da bulunan Danışmend Beyliğinin idaresine verilmiştir. Bölge bu dönemlerde Bizans ve Mengüçler arasında bir kaç kez el değiştirmiştir.
Osmanoğullarının Anadolu birliğini kurunca , Alucra da bu beyliğe katıldı. Akkoyunlu devleti Alucra'yı bir dönem topraklarına kattı. Ancak Fatih Sultan Mehmet Han bu bölgeye sefer düzenleyerek geri aldı. Otlukbeli Savaşından sonra Alucra tamamen Osmanlı İdaresine kalmış oldu. İsmini ise Aluç ağacından aldığı sanılmaktadır.
Anadoluda çıkan celali isyanlarında, bölgedeki isyancıları Kuyucu Murat Paşa etkisiz hale getirmiştir.
I. Dünya savaşında Alucra'da bir cephe oluşturulmuş. cephe komutanı Mareşal Fevzi Çakmak  karargahını bu günkü Çakmak Köyünde kurmuştur. Bu köyde halen bir şehitlik mevcuttur.
İdari Olarak Alucra: 1876 yılına kadar Mindaval ve Kovanta adında iki nahiye olarak idare edilmiş.Bu tarihten sonra Şebinkarahisar Mutasarrıflığına bağlı bir ilçe olmuştur. İlçe merkezi, Karabörek, Kemallı, Koman köylerinde zaman zaman yer degiştirdikten sonra , şimdiki yerine yerleşmiştir.
1933 yılında Şebinkarahisarın ilçe olması nedeniyle Alucra Giresun iline bağlı bir ilçe olmuştur 
BULANCAK TARİHİ

127meydan01za8.jpg
Bulancak bölgesine Fatih Sultan Mehmet Hanın Fethiyle birlikte Çepni, Döğer, Eymir gibi oğuz boyları yerleşmiş.  Bu dönemde ilçe KESPİL adını taşıyordu ve Naiblik adı verilen idari bir yapıya sahipti.
1887 yılında belde teşkilatı oluşturulan ilçenin adı Akköy olarak anılmakta idi, 1934 yılında ilçe olmuştur, şimdiki adını ise Bulancak çayından almıştır. Giresun ilinin en hızlı gelişen ilçelerinin başında gelmektedir. İl merkezine çok yakın oluşu nedeniyle ayni tarihi süreci paylaşmaktadır

Doğu Karadeniz Bölgesi’nde, Giresun İli’ne bağlı bir ilçe olan Bulancak, doğuda Giresun, batı ve güneybatıda Ordu İli, Güneydoğuda Dereli İlçesi, Kuzeyde Karadeniz ile çevrilidir İlçe toprakları genel olarak 3. Zaman (Tersiyer) sonlarının volkanik patlamaları ve parçalanmalar sonucu oluşan kırıklı ve volkanik oluşumlardan meydana gelen bir arazi yapısı göstermektedir.

İlçe arazisi engebeli ve sıradağlarla kaplıdır. Bu dağlar üzerinde buzul göller (Karagöl, Ayğır ve Geyik Gölleri) ile bazalt kayalar bulunmaktadır. Deniz kenarından itibaren başlayan tepeler, güneye doğru yükselir ve Karagöl Dağları’nda 3.107 m.ye ulaşır. İlçenin belli başlı yükseltileri, Kızalan Tepesi, Solakyatak Tepesi, Evliya Tepesi, Seyit Tepesi, Zemzem Tepesi, Naldöken Tepesi, Bektaşoğlu Tepesi, Kaya Tepesi, Kel Tepe, Hasançelebi Tepesi, Yıldız Tepesi, Yokuşbaşı Tepesi, Topalkız Tepesi, Armutlu Tepesi, Kümbet Tepesi, Karatepe, Pekdemir Tepesi, Karataş Tepesi ve Dikmen Tepesi’dir.

Pazarsuyu Deresi ve kolları kaynağını, Karagöl Dağları’ndan alır. Bulancak Deresi, İncüvez Deresi, Erikliman Deresi ilçenin başlıca akarsularıdır. Bulancak’ın batısındaki Pazarsuyu Deltası en önemli düzlüğü oluşturur. Bulancak kıyı şeridinde, batı kesiminde Yassıtaş, İncevüz kumsalları yer alırken, doğu kısmında Karaburun, Burunucu, Küçüklü ve Yalıköy kumsalları yer almaktadır.

Meşe, defne, funda, kocayemiş, mersin ağacı ve meyve ağaçlarından oluşan bitki örtüsü, kestane, gürgen, karakavak, kızılağaç, ıhlamur ve karaağaç gibi orman bitki örtüleriyle kaplıdır. Yüzölçümü 608 km2 olan ilçenin toplam nüfusu 56.636’dır.

İlçenin ekonomisi tarım, ormancılık, küçük sanayi ve hayvancılığa dayalıdır. Başta fındık olmak üzere, mısır, arpa, patates ve fasulye yetiştirilmektedir. Halkın asıl geçim kaynağı fındık olup, Türkiye’nin ihraç ürünü olan fındığın 5/1’i bulancıkta üretilir. Pazarsuyu’nda balık avlama alanları olup, bunlar yerel tüketime yöneliktir. İlçede çok sayıda fındık kırma atölyeleri bulunmaktadır. Ayrıca çamaşır suyu, kereste, balık yağı, tuz, tuğla-kiremit üreten fabrikalar vardır. Küçük sanayi mobilya üretiminde yoğunlaşmıştır. İlçe topraklarında simli kuşun yatakları olup, burada işlenmektedir.

İlçe ve yöresinin tarihi MÖ.1400-1200 yıllarına, Hititlere kadar inmektedir. Hitit tabletlerinde Azzi Ülkesi olarak geçen Giresun yöresinde MÖ. 1200’lerde kavimler göçü sırasında burada da küçük bir koloni kurulmuştur. Hitit Devleti’nin yıkılmasından sonra bölge, Frigya Krallığı’nın yönetimine girmiş, doğudan gelen İskit ile Kimerler buraya hakim olmuşlardır. Giresun bölgesindeki Pers yönetimini Büyük İskender, Kapadokya Krallığı ve Roma dönemi izlemiştir. İstanbul’un Latin istilası sırasında Bizans İmparatoru Komnenos’un çocukları MS.1204’te Trabzon Rum İmparatorluğunu kurmuşlar, Bulancak da bu devletin sınırları içerisinde kalmıştır.

Malazgirt Meydan Savaşı’ndan(1071) sonra Anadolu’ya gelen Selçuklu Türkleri, Kemer KöprüKaradeniz sahillerini de Türk hakimiyeti altına almıştır.

Bulancak, Hacı Emir Bey’in oğlu Süleyman Bey zamanında 1397 yılında Türklerin eline geçmiştir. II. Murat döneminde Osmanlı yönetimine girmiş, 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet döneminde (1461) Trabzon’un alınmasıyla Karadeniz Bölgesi ile birlikte kesin olarak Osmanlı topraklarına dahil olmuştur.

O dönemde Kepsil olan adı, 1871’de Akköy olarak değiştirilmiş, 1928’de de ismi Bulancak olmuş, 1934 yılında da ilçe konumuna getirilmiştir.

İlçede günümüze gelebilen tarihi eserler arasında, Acısu Kaya Kilisesi, Burunucu Camii ve Çeşmesi, Merkez Eski Camii ve Demircili Kemer Köprüsü bulunmaktadır.

 

ÇAMOLUK TARİHİ

 1514 yılındaki Çaldıran Savaşından sonra kesin olarak Osmanlı Devleti sınırları içine katıldı Çamoluk 1990 yılında ilçe olmuş, bu zamana kadar nahiye statüsünde idi. Bölge halkı 15.07.1990 tarihinde yapılan referandumla Giresun iline bağlı kalmayı tercih etti.
 İlçenin 600 km2 yüzölçümü vardır. Kelkit ırmağı kenarında kurulmuş olan ilçe Sebinkarahisar ve Alucra ilçeleri ile Sivas, Erzincan ve Gümüşhane ileri sınırları ile çevrilidir.

Çamoluk Evleri
İlçe 6 mahalle ve 29 adet köy yerleşimi bulunmakta, 1997 nüfus sayımı sonuçlarına göre toplam nüfus 10.784, İlçe merkezinin nüfusu ise 2000 civarında olup, yapılan araştırmalar sonucu ilçeden büyük göç olayının yaşandığını ortaya çıkmış.


ÇANAKCI TARİHİ

Çanakçı'nın yerleşim yeri olarak kullanılması M.Ö.1500 yıllarına kadar uzanmakta olup, Bölgede bulunulan kalıntılar Cenevizlilerin eski tarihlerden beri yaşadıklarını göstermektedir.
Bölge 1461 yılında Osmanlı Devleti himayesine girmiş. Görele ilçesinin kurulması ile Çanakcı bu ilçeye bağlanmış. 1916 yılında Bölge ile beraber ilçede Rus işgali altında kalmış. 13 Şubat 1918 tarihinde Bölge ile birlikte işgalden kurtulmuş.
1960 yılında Görele ilçesine bağlı bir bucak olmuş ve 1991 yılın da ise ilçe olmuş. Adını, bölgede yapılan ağaç çanak ustalarından aldığı söylenmekte. Çanak ustasının bulunduğu yer anlamında.

TARIHI Canakci'nin yerlesim yeri olarak kullanilmasi M.O.1500 yillarina kadar uzanmakta olup, BOlgede bulunulan kalintilar Cenevizlilerin eski tarihlerden beri yasadiklarini gOstermektedir.
BOlge 1461 yilinda Osmanli Devleti himayesine girmis. Gorele ilcesinin kurulmasi ile Canakci bu ilceye baglanmis. 1916 yilinda BOlge ile beraber ilcede Rus isgali altinda kalmis. 13 Subat 1918 tarihinde BOlge ile birlikte iskalden kurtulmus.
1960 yilinda Gorele ilcesine bagli bir bucak olmus ve 1991 yilin da ise ilce olmus. Adini, bolgede yapilan agac canak ustalarindan aldigi soylenmekte. canak ustasinin bulundugu yer anlaminda.
COGRAFYA
Denizden 17 kilometre icerde bulunan ilcenin Giresun iline uzakligi 78 km dir.Yukseklik 150 m'dir, Ilce merkezinden gecen Canakci Deresinin iki yakasina kurulmustur. Ilce, Trabzon il, Dogankent, Tirebolu ve GOrele ilce sinirlari ile cevrilidir.
Yeryuzu sekilleri tipik Karadeniz yOresini andirmakta olup, Orman ve fundalik ile kaplidir. Yer yer cayir ve meralar da bulunmakta.
Ilcede 6 mahall, 12 kOy ve birde KarabOrk beldesi bulunmakta. 1997 nufus sayimi sonuclarina gOre, ilce merkezinde 4.011, KarabOrk beldesinde 1.586 ve kOylerde de 5246 olmak uzere toplam 10.843 kisi yasamaktadir. Karadenizin diger yorelerinde oldugu gibi, baska bolgelere goc edilmesi  dolaysiyla cok fazla nufus azalmasi gorulmekte.


DERELİ TARİHİ


Osmanlı Devleti döneminde Derelû olarak bilinen yerleşim alanı, Giresun ili ile aynı tarihi olayları yaşamiş. Dereli Akkoyunlu Devletinden Fatih Sultan Mehmet döneminde Seyyid-i Vakkas komutasındaki ordu tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Gürcistan'ın Ruslar tarafından işgali ile ilçenin İçmesuyu köyü ve Akkaya köylerine 1892 yılında müslüman Gürcüler göç etmişler.
Bölge deki yerleşim alanı 1926 yılında nahiye olmuş ve 1958 yılında ise ilçe haline getirilmiştir.

Bektaş ve Kümbet yaylalarının Dereli ilçe sınırları içinde olması dolayısıyla şenliklerin yapıldığı aylarda ilçede sosyal ve kültürel açıdan önemli bir canlılık kazanmaktadır.
İlçenin önemli tarihi eserleri arasında, Hisar Köyündeki Meryem Ana Manastırı, Kuşluhan Kalesi, Yavuz Kemal Köyü hanları ve tarihi ören yeri, Akkaya Köyündeki Çobankayası resimleri ve çok sayıda kemer köprüler bulunmaktadır.
Dereli, Doğu Karadenizde Bulunan Giresun İlinin şirin bir ilçesidir. Ulaşım, Dereli; Karadeniz sahilyolundan Giresundan Şebinkahisar ve sivas yolunun 28. kmsinde bulunur. ilçeye ismini veren 2 derenin (Akkaya ve Aksu) birleştiği noktada kurulmuştur. Giresun ve ilçelerinin doğal dokularını üzerinde barındıran Dereli ilçesinde kültür hayatını canlandırmak ve turizmi geliştirmek amacıyla bir çok yayla şenliği düzenlenmektedir. Kümbet Şenliği her yıl Temmuz ayının ikinci haftasonu Bektaş Şenliğide yine Temmuz ayının sonhafta sonu Büyük çoşkuyla kutlanır. İlçede yayla şenliklerinin çok olmasının diğer bir sebebi de Giresun’un en güzel yaylalarının ve 2003 yılında Türkiye’nin en güzel 10 yaylasından biri seçilen Kümbet Yaylası’nın bu ilçenin sınırları içersinde bulunmasıdır. İlçede görülebilecek tarihi yerler;     KUŞLUHAN KALESİ    MERYEMANA MANASTIRI Asıl adının “Yedi Horon Manastırı” olduğu söylenmektedir.
 
DOĞANKENT TARİHİ

kurtunrekor00088nm.jpg
Doğuya bir geçit konumunda stratejik bir konuma sahip yerde kurulmuştur. İlçeden Harşit çayı geçmektedir. Kürtün-ü Zir olan eski adı, 500 yıl önce Manastır Bükü olarak değiştirilmiştir. O dönemlerde halkın çoğunluğu hıristiyanlardan oluşmuştu. İdari olarak Nahiye Müdürlüğü statüsünde iken, Nahiye Müdürü Kürtün-ü Zir ve Şimdiki Gümüşhane ilçesi olan Kürtün (Kürtüm-ü Bala) yı birlikte idare etmiş. İl olarak Gümüş 'haneye, orası da Sancak olarak Trabzon sancağına bağlı idi. I.Dünya savaşından sonra Harşit adını alan ilçe, 1916 yılında Ruslar tarafından işgal edilmiştir.
Rusların işgali 1918 yılına kadar sürmüş, Fakat Harşit çayının Batısına geçememişler. ilçe Cumhuriyet döneminde Tirebolu ilçemizin bir bucağı iken 1990 yılında ilçe olmuş.
Harşit kelimesi farsça olup, güneşin en sıcak yeri anlamı taşır. Başka bir rivayete göre bu kelime taş ve çakıllık anlamındadır. Aynı zamanda Harşit çayına da ismini vermiş.
İlçe tarihinde eğitim ve öğretim açısından büyük bir önem taşıyan Doğankent ilçesinde, Hıristiyanlar döneminde çok sayıda manastır faaliyet göstermiştir. Türk hakimiyeti döneminde bir medrese açılmış, bu da Rüştiye mektebine dönüştürülmüş ve önemli bilim adamları bu medreseden yetişmiştir. Ömer Nasuhi BİLMEN, Elmalı Muhammet, İsmail Hakkı ERZURUMLU ilk akla gelenler.
Birinci Mahmut döneminde "voyvoda" denilen derebeyliklerce yönetilen ilçede ilk kez Yakup oğlu İbrahim Ağa, yönetimi ele geçirerek bir süre Derebeylik sürmüş. Onun ölümünden sonra yönetim Emin Ağa'nın eline geçmiş, 1836 Tanzimat fermanıyla birlikte derebeylik yönetiminde ortadan kalkmıştır.
Ermeniler, Rumlar ve Türkler bu bölgede çok uzun zaman bir arada yaşamışlar. Rumların 1918 yılındaki Rus işgalinde, buradaki Türk halkına ettiği zulümleri tarihsel belgeler ile kanıtlanmıştir. İşgalci Rumlar, daha sonra Ruslarla birlikte Bakü'ye dönmüşler.
1952 yılına kadar idari olarak Gümüş haneye bağlı kalan ilçe, 1961 yılında Giresun'a bağlanmış ve DOĞANKENT adını almıştır.
  
ESPİYE TARİHİ


İlçe oldukça eski bir tarihe sahiptir.XIII. yüzyılın ilk yarısında Trabzon Rum İmparatorluğu döneminde kurulduğu sanılmaktadır. Espiye'de Milattan Sonra birinci yüzyılda bakır madeni bulunmuş ve işlenmiştir. İlçe o tarihlerde yerleşim merkezi olarak kullanılmış olup, Cenevizlilerden kalma eserler bulunmaktadır.
Cenevizlilerin bölgede uzun yıllar kaldıkları, Espiye ve Tirebolu çevresinde üç şehir anlamına gelen TRİPOLİS (üç kale) kurdukları bilinmektedir.
Fatih Sultan Mehmet Han döneminde Osmanlı topraklarına katıldıktan sonra idari taksimatta Dikmen Melikliği olarak yer almıştır. Önceleri Tirebolu ilçesine bağlı bir nahiye olan Espiye 1957 yılında ilçe olmuştur.

Doğu Karadeniz Bölgesi’nde, Giresun İli’ne bağlı bir ilçe olan Espiye, kuzeyinde Karadeniz, doğu ve güneydoğusunda Tirebolu ve Güce ilçeleri, batısında Keşap ve Yağlıdere ilçeleri, güneyinde Şebinkarahisar ve Alucra ilçeleriyle güneybatısında da Dereli ilçesi ile çevrilidir.

Espiye’nin dar kıyı düzlükleri ve bunların arkasında yükselen dağlardan oluşan coğrafi bir konumu vardır. İlçe topraklarının büyük bölümünü Giresun Dağları kaplar. İlçede iç kısımlara (Alucra ve Şebinkarahisar’a) doğru gidildikçe yükselti artmaktadır. Bu dağların en yüksek noktası Zuhur Tepe (2.528 m.) olmak üzere Akıl Baba Dağı (2.528 m.), Çakıl Dağı (2.476 m.) ve Olucak Tepesi (1.500 m.) diğer önemli yükseltilerdir. Espiye arazisi genel olarak derin vadilerle yarılmış çok engebeli bir yapı göstermektedir. Kıyı şeridinin arkasında yükselen Giresun Dağlarının yamaçları fındık bahçeleri ile kaplıdır. Dağ yamaçları gürgen, kızılağaç, akçaağaç, meşe ve kestane ağaçları ile kaplıdır. Yüksek kesimlerde bunların yerini sarıçam, kayın, ladin ve göknarlar alır. İlçe arazisi genellikle dağlık olmasına karşın iç kısımlardaki yüksek dağlık kesimlerde yüksek düzlükler bulunmaktadır. Karaovacık Yaylası bu düzlüklerin en tanınmışıdır. İlçe topraklarını, ilçe sınırları dışından kaynaklanan Özlüce deresi ile Yağlıdere sulamaktadır. Giresun’a 27 km. uzaklıktadır. Yüzölçümü 463 km2 olan ilçenin toplam nüfusu 28.595’tir.

İlçe, Karadeniz iklim kuşağı içinde yer alması nedeniyle ılıman bir iklime sahiptir. Her mevsim bol yağışlıdır. Bu nedenle ilçe toprakları bitki örtüsü yönünden çok zengindir. İlçe oldukça geniş ormanlara sahiptir.

İlçe ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayalı olup, fındık önemli başlıca ürünüdür. İlçede çay üretiminden başka mısır, patates ve karalahana, fasulye ve diğer yerel sebze üretimi de yapılmaktadır. Bunların yanı sıra meyvecilikte yapılmakta olup, elma, armut yetiştirilmektedir. İlçede mera hayvancılığı yapılır. Koyun, keçi ve sığır beslenir. İlçenin kıyı kesiminde de balıkçılık yapılır. İlçe topraklarında bakır madeni yatakları bulunmaktadır.

XIII.yüzyılda Bizans’ın Komnenoslar döneminde kurulduğu sanılmaktadır. Ancak, Miletosluların buraya yerleşerek koloni kurduğu da iddia edilmektedir. Nitekim Plinius’un Naturalist Historia isimli eserinde “Miletosluların Karadeniz’de 90 kadar şehir kurduğu” yazılıdır. Xenephon Anabassis isimli eserinde MÖ:401’de Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Kolhların, Drillerin, Haliblerin, Tibarenlerin yaşadıklarına değinmiştir. İstanbul’un Latin istilasından sonra (1204) Aleksios Komnenos Trabzon’da Trabzon Rum İmparatorluğu’nu kurmuş, Espiye de bu imparatorluğun sınırları içerisinde kalmıştır.

Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Oğuz boylarından Çepniler bölgeye yerleşmiş, mesudiye bölgesinde Hacı Emirli Beyliğini kurmuşlardır. Bu beylik Giresun yöresi ile birlikte Espiye’yi de sınırları içerisine almıştır. Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon Rum İmparatorluğu’nu ortadan kaldırmasından sonra, Osmanlılar buradaki Çepnileri vergiden muaf tutmuşlardır. Espiye ismi de ilk defa Osmanlı tahrir defterlerinde Espiyelü olarak yer almıştır. 1515 tarihli Osmanlı tarihi kayıtlarına göre, o günlerde Espiye 16 haneden Andoz’un ise 6 haneden oluşmaktadır. Buradaki Andoz Kalesi denizi kontrol altında gözetleme amaçlı kurulmuştur.

Ericek KöprüsüI. Dünya Savaşı sırasında Espiye, Yarbay Topal Osman’ın topladığı gönüllülerle Ruslara karşı koymuştur. Cumhuriyet döneminde 1957 yılına kadar Tirebolu’ya bağlı bucak olan Espiye, 1957 yılında ilçe olmuştur.

İlçede günümüze gelebilen eserler arasında; Zefre mevkiinde Cenevizlilerden kaldığı söylenen bir tersane kalıntısı, Şahinyuva Köyü’ndeki kilise, Çağlayan Köyü’nde Gebe Kilisesi kalıntısı, Harova Köprüsü, Sınır Köprüsü ve Ericek Köprüsü adıyla anılan kemer köprüler, Espiye Merkez Camisi bulunmaktadır.
 
EYNESİLTARİHİ

eynesilrw2.jpg

Eynesil'in bilinen tarihi Isa'dan önce 1500 yillarina kadar dayanmaktadir. Bu dönemde Büyük Hitit İmparatorluğu egemenliginde olan Eynesil, 300 yil kadar bu imparatorlugun yönetiminde kaldiktan sonra I.Ö. 1200 yillarinda Phrygia Konfederasyonu emrine girmistir.
Yunanlilarin yöreye gelisleri I.Ö. 756 yilina kadar dayanmaktadir. Yunanlilar dan sonra I.Ö. 670 yilinda yöre Miletoslularla tanismistir. Miletoslular Eynesil'in de içinde yer aldigi Karadeniz kiyilarinda 90 civarinda ticaret kolonisi kurmustur. Eynesil'de ki metruk ve büyük bir bölümü yikilmis olan kalenin de, (Görele Kalesi) ilk olarak bu dönemde insa edildigi saniliyor.
I.Ö 520 yilinda, Eynesil Pontos Satrapligi içinde bulunmustur. Bu dönemde Pers Imparatorlugu'nun 19. Eyaleti olan Pontos Satrapligi, 200 yil kadar sonra Kapodokya Kraligi egemenligine girmistir. Ancak Pontos satrapliginda çikan karisikliklar bitmek bilmemis, I.Ö.298 yilinda Büyük Pontos Kralligi kurulmustur. Bu devlet I.Ö.91 yilinda Anadolu'daki en güçlü krallik haline gelmistir. Bu durum,Romalilar'in Pontos ülkesine saldirmasina kadar sürmüs, ne yazikki, Romalilar'in saldirilari sonucu, I.Ö.63 yilinda Pontos Kralligi ortadan kalkmistir. Pontos'un yikilmasi ile yöre Roma'ya bagli Galatia egemenligi altina girmistir. Eynesil ve tüm Dogu Karadeniz sahillerinin Roma Imparatorlugu egemenligi altindaki dönemi I.S. 395 yilinda Roma Imparatorlugu'nun ikiye ayrilmasi ile sona ermis gibi görünse de, Dogu Roma Imparatorlugu'nun ilçedeki egemenligi 1204 yilina kadar devam etmistir.
1204 yilinda Eynesil, Megalon Kommenon Imparatorlugu egemenligine girdi. Diger adiyla Trabzon imparatorlugu olarak bilinen bu devlet, Ekim 1461'de yöreye Osmanlilarin gelisiyle son buldu.
Eynesil'in Osmanli Imparatorlugu Egemenligine Girmesi
Ekim 1461 tarihinde, Trabzon'un Osmanli Imparatorlugu tarafindan alinmasindan iki ay kadar sonra Aralik 1461 tarihinde Eynesil de Osmanli Imparatorlugu egemenligine girmistir.
Yöreye ilk gelen Türk boyu olan Çepnilerdir. Çepniler, ayni zamanda alevilikleri ve Haci Bektasi Veli'nin de müritleri olmasi ile bilinen bir Türk boyudur. Çepnilerin aleviligi ve yöredeki alevilik olgusuyla ilgili olarak, Avukat Halil Ibrahim Türkyilmaz tarafindan yazilan Dünden Yarina Tüm Yönleriyle Eynesil isimli kitap hayli ayrintili bilgi vermektedir.
Eynesil uzun bir süre Trabzon'a bagli bir köy olarak kalmistir. Cumhuriyet'in ilani ile birlikte Görele'ye bagli bir köy olan Eynesil, 1953 yilinda yine bu ilçeye bagli bir bucak olmus, 1 Nisan 1960 tarihinde de ilçe olmustur.
Eynesil Adi Nereden Gelmektedir?
Kimilerince Eynesil adi, Iyi Nesil kelimesinden dönüserek bu güne kadar gelmistir. Ancak gerçege daha yakin olan görüs; Türklerin "Ine" yahut "Eyne" isimli bir bey öncülügünde Eynesil'e geldikleri, bu nedenle de yerlestikleri bu yere Ine Bey'in yeri anlaminda "İnesi" adini verdikleridir.
16.yüzyıl sonlarında yaşamış olan Osmanlı Coğrafyacılarından Mehmet Aşık, eserinde, Trabzon ve Giresun arasındaki bölgede Türk halkından mühim bir kısmının Çepnilerden meydana geldiğini ve bölgenin batı ile güey tarafındaki dağların Çepni dağları adını taşıdığını yazmaktadır. Halen sahil halkına, Giresun'un iç kesimlerinde yaşayan halk Çepni demektedir.
Yine Yavuz Sultan devrine ait Trabzon tarih defteri, Giresun bölgesindeki halkın çoğunluğunun Türk olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. 1515 yılında yazılan bu deftere göre, Ordu-Giresun, Giresun-Torul, Görele -Eynesil arasındaki yörede çok yoğun bir Türk nüfusu görülmekte ve Vilayet-i Çepni adı taşımaktadır.
 
GÖRELE TARİHİ


Eskiden şimdiki Görele'nin bir kilometre doğusunda Philokaleia şehri bulunuyordu. Görele , Cenevizliler tarafından bir sömürge koloni şehri olarak kurulmuş ve "Gorelle" adını taşıyordu. Osmanlılar zamanında bir süre "Yavebolu" adıyla anılmış (yerinde olmayan şehir anlamına gelmektedir). Şehrin bir başka adı da Elevi'dir. Çevrade "Elevü" şeklinde söylenir.
İlk yerleşim yeri Eynesil ilçesinin 3 km. doğusunda kendi adıyla anılan kalenin bulunduğu yerdir. daha sonra çeşitli yer ve bağlılık değişiklikleri göstermiş, 1771 yılında şimdiki yerine yerleşmiştir.
Görele'de 1879'da Trabzon'a bağlı olarak ilçe teşkilatı kuruldu. 1923 yılında Giresun il olunca Tirebolu ilçesi ile birlikte Giresun'a bağlandı.
1916 Rus işgal bölgesi altında kalan Görele, 13 Şubat 1918 tarihinde civar bölgeleri ile bu işgalden kurtulmuştur.
COĞRAFYA


Doğu Karadeniz kıyı şeridinde kurulu olan, Görele'nin toplam yüz ölçümü 290 km2 dır. Güneyinde Çanakcı, Gümüşhane Torul, Doğusunda Eynesil ve Trabzon ili Şalpazarı ilçesi, Batısı Tirebolu ilçesi ve kuzeyde Karadeniz ile çevrilidir.
Bölgenin %95'i dağlarla kaplı olup, baçlıca dağları Sis ve Haç dağlarıdır. Akarsuları arasında, Görele deresi, Çavuşlu deresi, ve  Çömlekci deresi bulunur.
Bitki örtüsü olarak 600 m. yüksekliğe kadar fındık, kızılağaç, kavak, kayın, karaağaç, kestane, kiraz, gürgen ve ceviz ağaçları bulunur. Eğrelti otu (Aşk Merdiveni), ısırgan, yonca, asma, orman gülü ve benzeri bitki türleri de yaygındır.
İlçede,  ekilip dikilebilir alanların çoğunda fındık, bir kısmında çay yetiştirilmektedir. Diğer kısımların çoğunluğu orman ve  çayır ve mera alanı bulunur.
İklim tipik Karadeniz ikliminin bütün özelliklerini taşımaktadır. Her mevsim yeterince yağış almaktadır. Yüksek kesimlerinde kış mevsiminde biraz daha fazla kar yağışı olur.
1997'yılı nüfus sayımı sonucuna göre, ilçe merkezinin nüfusu 22.554, Aydınlar beldesinin nüfusu 1.227 olup, köylerle birlikte toplam nüfusu 44.000 dir. İlçede bulunan köylerden ilçe merkezine ve diğer şehirlere çok fazla göç yaşanmış olup, halen devam etmektedir. Bu göç olayından dolayı
nüfusta azalmalar olmuştur.

 
GÜCE TARİHİ


Cumhuriyet öncesi tarihi hakkında bilgi veren kaynak yoktur. Ancak Osmanlı'ların kuruluş yıllarında Doğu Anadolu'dan gelen Güceftaroğulları denilen bir sülalenin ilçeye yerleştiği ve Güce isminin buradan geldiği bilinmektedir.
Güce, Önceleri Tirebolu ilçesine bağlı bir belde iken 1990 yılında ilçe olmuştur.
COĞRAFYA
Sahilden 15 km. içerde kurulan küçük bir yerleşim alanıdır. Güneyi Alucra ilçesi ve Gümüşhane ili, Doğ su Doğankent ilçesi, Batısı Yağlıdere ilçesi ve kuzeyi Espiye,Tirebolu ilçeleri ile çevrilidir.
İlçede düzlük arazi, ilçe merkezinin bulunduğu yer hariç yok denecek kadar azdır. En yüksek noktası 2120 m.ile Ciritlik Tepedir. Yörede, Çaldağı, Pehlivantepe, Şıhtepe, Civiltepe ve Gürcü tepe gibi tepeler vardır. Önemli akarsuları, özlüce ve Gelavera dereleridir.
Bitki örtüsü olarak 600 m. yüksekliğe kadar fındık, kızılağaç, kavak, kayın, karaağaç, kestane, kiraz, gürgen ve ceviz ağaçları bulunur. Eğrelti otu (Aşk Merdiveni), ısırgan, yonca, asma, orman gülü ve benzeri bitki türleri de yaygındır.
İlçede,  ekilip dikilebilir alanların çoğunda fındık, bir kısmında çay yetiştirilmektedir. Diğer kısımların çoğunluğu orman ve  çayır ve mera alanı bulunur. Ormanlık alanların bitimiyle birlikte yaylalara çıkılmaktadır.
İklim tipik Karadeniz ikliminin bütün özelliklerini taşımaktadır. Her mevsim yeterince yağış almaktadır. Yüksek kesimlerinde kış mevsiminde biraz daha fazla kar yağışı olur.
İlçeye bağlı 4 mahalle ve 11 köy bulunmaktadır.1997'yılı nüfus sayımı sonucuna göre, ilçe merkezinin nüfusu 3.005 olup,  köylerle birlikte toplam nüfusu 8.253' dir. Diğer yörelerde olduğu gibi, ilçede bulunan köylerden ilçe merkezine ve diğer şehirlere çok fazla göç yaşanmış olup, halen devam etmektedir. Bu göç olayından dolayı ilçenin toplam nüfusu sürekli azalmakta.
 
KEŞAP TARİHİ

dsc00510rb8.jpg

Adı; Türkçe olmayıp, anlamında tam olarak bilinmemektedir. Ancak, içici ve güzel, hoş anlamına gelen 'Keş' ile su anlamına gelen 'ab' kelimelerinin birleşmesinden meydana geldiği düşünülmektedir. Bununla beraber yöre adının Romalılar devrinde Cassicipi olduğu ve zamanla Keşap'a dönüştüğü de ileri sürülmektedir.
Keşap'ın tarihi M.Ö.'ye uzanmakla beraber bunun başlangıç kısmı belirsizdir. İlçe ilk defa 11. yüzyılın sonunda Türkler'in hakimiyetine girer. Ama bu, Haçlı seferleri nedeniyle uzun sürmez ve tekrar Doğu Roma İmparatorluğuna bağlanır.
1461'de Fatih Sultan Mehmet Trabzon'u fethetmeye giderken Keşap'ı da Osmanlı sınırları içine alır. Buna rağmen Rumlar bölgede yaşamlarını, 1920 yılına kadar Türkler ile birlikte devam ettirirler. 1920'de bölgeden tamamen çekilirler.
Bazı kaynaklara göre 1774 yılında keşap ve civarında devlet hakimiyeti iyice kaybolduğundan bazı Derebeylikler türemiş ve bunlar bir birleriyle sürekli mücadeleye girişmişler.
Keşap Cumhuriyetin ilanından sonra 22 yıl merkez ilçeye bağlı bir Bucak olarak kalır. 1945 yılında ise ilçe olur.
COĞRAFYA
Keşap ilçesinin yüz ölçümü 222 km2'dir. İlçe Giresun il merkezinin 12 km doğusunda, Giresun-Trabzon Devlet Karayolu üzerinde, Keşap Deresinin ikiye böldüğü vadinin yamaçlarına kurulmuş tipik bir Karadeniz kentidir.

05052007spotur242ea4.jpg
Güneybatısında Giresun Merkez ve Dereli, doğusunda Espiye, güneydoğusunda ise Yağlıdere ilçeleri yer almaktadır.
Arazi yapısı tamamen engebelidir. dağlar ve tepeler arasında derin vadiler bulunur. İlçe Merkez, Karabulduk ve Yolağzı diye üç coğrafi bölgeye ayrılır. En yüksek yerleri, Geçit köyü, Karadağ, Karatepe, Ocak, Bozarı, Armelit, sancaklı, Töngel, Evliya ve Kabak tepeleridir.
İlçede yazlar sıcak, kışlar ılık geçmektetir. Her mevsimde yağmur bolca yağdığı için yıllık nem oranı ortalama %75'dir. Yağış ve nem; bitkilerin gür olmasında önemli rol oynar. Yemyeşil ve gür bitki örtüsü içinde en çok pay fındık ağaçlarınındır. Kıyının hakim bitki örtüsü olan fındık ağaçları 700 metre yüksekliğe kadar varlık gösterir. Bur dan sonraki yerler ise ormanlıktır.
İlçenin 8 mahallesi ve 42 köyü bulunmaktadır. 1997'yılı nüfus sayımı sonucuna göre toplam nüfusu 23.298 olup ilçe merkezinin nüfusu ise 8.397 dır.


PİRAZİZ TARİHİ

Bozat Taşı Obası'ndan
Piraziz'in kuruluşu 1869 yıllarına rastlar. 1485'lerde Karahisar-ı Şarki Sancağına bağlı Pazarsuyu kazasının Bozat divanına bağlı Bülik-i Seydi Ali Kethüda ile Bendehur' bağlı Belik-i Davut Kethüda, 1547'de Pzarsuyu kazasına bağlı Bozat nahiyesi haline gelmiştir.
Bölge merkezi daha sonraki yıllarda Şeyhli, Bendehur (bugünkü Ayıkaşı Mahallesi) Piraziz Erenköyü olmuştur. Akköy nahiyesi civarında Abdalnam iskelede kurulan Cuma pazarları, bugünkü ile merkezin pazar yerinde kurulmuş, nahiye merkezi burada olmuştur.
Diğer eski tarih vakfiyesi Zaviye-i Şeyh İdris'e aittir. Bu Vakıfiye 800 - 1397 - 1389 tarihini taşımaktadır. Zaviye Ordu ile  Giresun arasında bugünkü Piraziz ilçesinde bulunmakta idi. Bu zaviyeye iki baştan vakıf edilmiş olan Şeyh İdrüslü (Şeyhli) köyünün adı ve bu tekkenin vakfın kurucusu Şeyh İdris'ten gelmektedir.
Erenköy, Abdal, Bendahor ve Piraziz isimlerini alan ilçenin önemli bir tarihi geçmişe sahip olduğu görülmektedir.
1924 yılında bucak hüviyetine kavuşan Piraziz, 1988 yılına kadar Bulancak ilçesine bağlı kalmıştır. 1988 tarihinde ilçe olan Piraziz kısa zamanda teşkilatlanmasını tamamlamıştır.
COĞRAFYA
Doğu Karadeniz kıyı şeridinde, Ordu ile Giresun il sınırında kurulu olan, Piraziz'in toplam yüz ölçümü 130 km2 dir. Doğusu Bulancak ilçesi, Batısı Ordu ili ve kuzeyde Karadeniz ile çevrilidir.
Yeryüzü şekilleri olarak derin vadiler ve dik kıyılar çok geniş yer kaplar. yüksek kesimlerindeki bir kısım yayla düzlükleri hariç düzlük arazi azdır. Bölgedeki başlıca önemli dereler, Domuzderesi, Piraziz Deresi, Kelekderesi, Çayırağzı Deresi'dir. Önemli tepeleri arasında, Boztepe, Veli tepesi, Evliya tepesi, Kafa tepesi, Ümitdolu tepesi, Kaleyeri tepesi, Hasandede Tepesi, Göynük tepesi, Danalık tepesi Dıfrıl tepesi, Acut tepesi sayılabilir.
Bitki örtüsü olarak 600 m. yüksekliğe kadar fındık, kızılağaç, kavak, kayın, karaağaç, kestane, kiraz, gürgen ve ceviz ağaçları bulunur. Eğrelti otu (Aşk Merdiveni), ısırgan, yonca, asma, orman gülü ve benzeri bitki türleri de yaygındır.
İlçede,  ekilip dikilebilir alanların çoğunda fındık, bir kısmında çay yetiştirilmektedir. Diğer kısımların çoğunluğu orman ve  çayır ve mera alanı bulunur.
İklim tipik Karadeniz ikliminin bütün özelliklerini taşımaktadır. Her mevsim yeterince yağış almaktadır. Yüksek kesimlerinde kış mevsiminde biraz daha fazla kar yağışı olur.
Bölgede bulunan bir belediye, 19 köy ve ilçe merkezinde bulunan 9 mahallenin, 1997'yılı nüfus sayımı sonucuna göre, toplam nüfus 15.167 olup, ilçe merkezinin nüfusu 7.357'dır. İlçede bulunan köylerden ilçe merkezine ve diğer şehirlere çok fazla göç yaşanmış olup, halen devam etmektedir. Bu göç olayından dolayı ilçenin nüfusu sürekli azalmakta
 
TİREBOLU TARİHİ


Bir gün; mavi ile yeşilin kucaklaştığı çizgide güneşin yükselişini görmek istersen Tirebolu'ya gelmelisin.
Nisan ayında bir sabah kalkındığında yeşil yapraklar üzerinde beyaz kar ve öyle güneşi ile yere dökülen beyaz kar örtüsü üzerinde çiçek açmış yeşil yapraklı bitkileri görmek istersen yine Tirebolu'ya gelmelisin
Tirebolu'nun ismi, Yunanca üç şehir demek olan Tri+Polis'ten gelmiştir. Şehir bu adı bir görüşe göre,"yan yana bulunan üç burun üzerinde ve onların arkasında kurulmuş olmasından" diğer bir görüşe göre de "Merkez, Bedrama ve Andoz adlarında üç kaleden dolayı almıştır."
Strabon (M.Ö.63 - M.S.23), burada daha önce İschopolis'in bulunduğunu, İschopolis, Argyria ve Philokaleia adında üç şehir halkının toplanması sebebiyle Tripolis denildiğini söyler. Prof.Dr. Fahrettin KIRZIOĞLU ise, "KIPÇAKLAR" adlı eserinde Tirebolu adının, Kıpçak Türkleri'nin ataları olan Kimmerler'in (M.Ö. VII. Yüzyıl) Direl boyunun adını taşıdığını söylemektedir.
Tirebolu, Tiripolis şeklinde ilk defa, M.S. I. yüzyılda yazılmış olan Plinius'un "Natural History" adlı eserinde kaydedilmiştir. Pilinius (23-79) eserinde, Tirebolu (Tiripolis) kalesi ile Tiripolis Çayı olarak anılan Harşit Çayı'ndan bahsetmiştir. Bazı kaynaklarda da Tripoli ve Driboli isimlerinden de bahsedilmektedir.
Tirebolu, M.Ö. VII. yüzyılda (takriben M.Ö.656) Miletoslular tarafından kurulmuştur.Pilinius'a göre; Miletoslular, Karadeniz kıyılarında 90 kadar şehir kurmuşlardır. Bu şehirler arasında Sinop (Sinope), Samsun (Amisos), Giresun (Kerasus), Trabzon (Trapezus), Ordu (Kotyora) ve Tirebolu (Tripolis) şehirleri sayılmaktadır.
Atinalı Ksenephon (M.Ö. 430-355) onbinlerin dönüşünü anlattığı "strong>ANABASİS "adlı eserinde, M.Ö. IV. yüzyılda (M.Ö.401) Doğu Karadeniz Bölgesi'inde Kolhlar'ın, Driller'in Halibler'in, Tibarenler'in, yaşadığını yazar. Bütün bu toplulukların hangi soydan geldikleri meçhul dur. Yalız, onlardan hiç birinin Yunan asıllı olmadığı kesindir. Tirebolu yöresinde, bu kavimlerden hangisinin yaşadığı kesin olarak bilinmemektedir.
Tirebolu, daha sonraları İskender ve halefleri, Pontus Kralliği, Roma ve Bizans Devirlerini yaşamıştır.
Haçlı Orduları'nın İstanbul'u işgal etmeleri üzerine, Trabzon'a kaçan Alexius'un, 1204 yılında Trabzon Rum İmparatorluğu'nu kurmasından sonra, Tirebolu bu devletin hakimiyetine girmiştir.
1397 yılında Giresun şehrini Fetheden Hacı Emir Oğlu Süleyman Bey, 1398 yılında Osmanlı hakimiyetine girince, Tirebolu, Trabzon Rum İmparatorluğu ile Osmanlı Devleti arasında sınır olmuştur.
Tirebolu'nun Osmanlı egemenliği altına girmesi ise, 1461 yılında Fatih Sultan Mehmed Han zamanında gerçekleşmiştir.
Trabzon'un fethinden önce Türkmenler'in fetihleri ve sahillerin Türkleşmesi muntazam şekilde ilerlemiş, Tirebolu'ya dayanmış, dağlık bölgelerde de Çepniler, Rum hudutları içine girmişlerdi.
I. Dünya Savaşı (1914 - 1918) yıllarında ise; Tirebolu halkı çok acılar çekmiştir. Ruslar, 19 Nisan 1916'da Trabzon'u işgal ederek, buradan da Harşit Çayı'nın Doğu kıyısına kadar gelmişler, ancak Tirebolu'yu işgal edememişlerdir. Halk, Karadeniz'de Sinop'a kadar olan yerleşim bölgelerine göç etmiştir. Bu gün bile hafızalardan silinmeyen "muhacirlik" başlamış, Tirebolu yağmalanmış ve yakılmıştır.
Rusların 12 şubat 1918'den itibaren çekilmesinden sonra Pontus çetecileri ve bunları besleyen Yunan savaş gemileri ile mücadele edilir.
Mondros Mütarekesi'nin  30 Ekim 1918'de imzalanması üzerine, Karadeniz kıyılarında yaşayan Rumlar, Pontus Devleti'ni kurmak için harekete geçmişlerdir. Rumlar'ın kurmak istedikleri Pontus Devleti'nin batı hududu, Samsun'a kadar uzanıyordu. Bu durum karşısında Türkler de memleketlerini savunmak için çeşitli cemiyetler kurmuşlardır.
Halkı İstiklal Mücadelesi için şuurlandırıp teşkilatlandıranlardan birisi; gönüllü olarak Balkan Harbine katılan, Pontusçu Rumlara karşı amansız mücadelesi ile tanınmış olan Giresunlu Osman Ağa (Topal Osman); diğeri de dilde Türkçülük akımının öncülerinden, Balkan ve I. Dünya Savaşı'na katılmış, Giresun Askerlik Şubesi Başkanı olan 42. Alay komutanı olarak katıldığı Sakarya Meydan Muharebesi'nde 30 Ağustos 1921 günü şehit düşen Tirebolulu H. Avni Alparslan Bey'di.
İzmir'in 15 Mayıs 1919'da işgali üzerine Tirebolulu Türkler, Atatürk'ün Samsun'a çıktığı 19 Mayıs 1919'da bir miting tertipleyerek, İzmir'in işgalini protesto etmişler, gönderdikleri telgirafta vatanlarını son nefeslerine kadar koruyacaklarını ve bu hususta her türlü fedakarlığa hazır olduklarını bildirmişlerdir. Tirebolu, Milli Mücadele'de 248 şehit vermiştir.
Osmanlıdöneminde idari bakımdanTirebolu, 1515 yılında Trabzon Sancağı'na bağlı, Kürtün kazasındaki dört kaleden ikincisi olduğu görülür. Evliya Çelebi, Tirebolu'yu Trabzon'un bir nahiyesi (1640), Kâtib Çelebi de kazası olarak gösterir(1732). 1856 - 1861 yılları arasında Gümüşhane sancağına bağlanan ilçe, tekrar Trabzon'un kazası olmuştur. 1920  yılının sonlarında mutasarrıflık haline getirilerek Giresun'a bağlanmıştır.
1874 yılında kaza olan Görele, 1957 yılında kaza olan Espiye, 1990 yılında kaza olan Doğankent, Yağlıdere, Güce daha önce Tirebolu'nun nahiye ve köy merkezi idiler.

 

YAĞLIDERE TARİHİ


Yağlıdere'nin bugün bulunduğu yerin ilk defa yerleşim yeri olarak seçilmesi, yöre halkının Cuma namazlarını kılmak, ihtiyaçlarını gidermek ve alışveriş yapmak amacıyla Ağdarı bükünde 1811 yılında büyük bir cami yapmaları ile başlar. Cami yapılmasından sonra, etrafta tuzcu, kalaycı, demirci ve gazcı gibi zaruri ihtiyaç maddeleri satan işyerleri kurulmuştur. İşyerlerinin çoğalıp gelişmesi, meskun inşaatların yapılmasıyla ilçe yapısal oluşumunu tamamlamış ve "CAMİYANI" ismini almıştır.
Yağlıdere Çayı kenarında yerini alan ilçe merkezi, sonraları bu çayın ismini almıştır.19.yüzyılda Tirebolu ilçesine bağlı iken 1957 yılında Espiye'nin ilçe olmasıyla buraya bağlı bir bucak olmuştur. 1987 yılında ilçe olmuştur.
COĞRAFYA

yaglidere3jpg resimleri
Sahilden 14 km. içerde kurulan küçük bir yerleşim alanıdır. Güneyi Alucra ilçesi, Doğusu Güce ilçesi, Batısı Dereli ilçesi ve kuzeyi Keşap ve Espiye ilçeleri ile çevrilidir. Rakımı 50 m. olup yüzölçümü 350 km2'dir.
İlçede düzlük arazi yok denecek kadar azdır. Arazi çok dik ve engebelidir. Bölgeden Yağlı Dere Çayı geçmekte olup, bu çayı besleyen çok sayıda dere bulunmaktadır. Yağışın bol olması bu derelerin taşmasına ve dolaysıyla sel felaketine yol açmaktadır.
Bitki örtüsü olarak 600 m. yüksekliğe kadar fındık, kızılağaç, kavak, kayın, karaağaç, kestane, şimşir, kiraz, gürgen ve ceviz, ladin ağaçları bulunur. Eğrelti otu , ısırgan, yonca, asma, orman gülü ve benzeri bitki türleri de yaygındır.
İlçede,  ekilip dikilebilir alanların çoğunda fındık. Diğer kısımların çoğunluğu orman ve  çayır ve mera alanı bulunur. Ormanlık alanların bitimiyle birlikte yaylalara çıkılmaktadır.
İklim tipik Karadeniz ikliminin bütün özelliklerini taşımaktadır. Her mevsim yeterince yağış almaktadır. Yüksek kesimlerinde kış mevsiminde biraz daha fazla kar yağışı olur.
İlçede ve Üçtepe Beldelerinde 2 belediye, bunlara bağlı 12 mahalle ve 30 köy bulunmaktadır.1997'yılı nüfus sayımı sonucuna göre, ilçe merkezinin nüfusu 3.512, Üçtepe beldesi nüfusu 1.904 olup,  köylerle birlikte toplam nüfusu 18.104' dir. Diğer yörelerde olduğu gibi, ilçede bulunan köylerden ilçe merkezine ve diğer şehirlere çok fazla göç yaşanmış olup, halen devam etmektedir. Bu göç son yıllarda ABD başta olmak üzere, Avrupa ve Arap ülkelerine yönelmiştir. Yöredeki göç olayından dolayı ilçenin toplam nüfusu sürekli azalmakta.

 

26/11/2009

Kurban kesmek için çare

Kurban kesmemek için  bahane değil, Kesmek için çare arayalım :

 

Bu yazdığım  hikaye değil gerçektir. Sizlerle paylaşmak istedim.

Kurban bayramına sayılı günler vardı. Her zaman olduğu gibi ekonomik sıkıntılar yakamızı bırakmamıştı.Allaha kulluk vazifemizi yapıp kurban kesmeyi istiyordum ama, acil ödemem gereken bir miktar borcum vardı. Ayrıca avans olarak aldığım para miktarı kurban kesmeye değil ancak bayram alış verişine yetecek kadardı.

Yani kurban kesmek gibi bir hedefim yoktu. Haftanın son mesai günü olan cuma günü , cuma namazını eda etmek üzere arkadaşlarla caminin yolunu tutmuştuk.

Hoca efendi ezan  okunurken elindeki ders notlarından hadis ve ayetlerle kurban kesme hususunda vaaz veriyordu.

Ezan bitince son cümlesini söyledi sohbetini  bitirdi. Aynen şöyle demişti:

- Muhterem cemaat kurban kesmemek için bahane aramayın kesmek için çare arayın "

Bu söz damarlarımdan girip kalbime oturdu. Rabbimizin bize verdiği nimetlere karşılık bizim şükretmekten bile aciz olduğumuzu düşündüm.

Tüm sıkıntılara birer birer çare bulurken bizim senede bir kez olsun Allah'ın rızasını kazanmak  için, sıkıntıya girmekten kaçmak için bahaneler ürettiğimizi aklımdan geçirdim. Rabbimiz buyurmuyormuydu?

"Kulum bana bir adım gelsin ben ona on adım gelirim"

O an kararımı verip kalben kurban kesmeye niyet ettim. Ne olursa olsun Allahın izniyle kurban kesecektim.

Akşam eve geldiğimde bu düşüncemi eşime açıkladım.

- Allah rızası için Kurban kesmeni bende isterim ama kimden borç bulacaksın ?

- Allah büyüktür bize yardım edip elbet bir kapı açar cevabı vermiştim.

Ertesi gün mesaiye gitmiştim. Bir ara boş kaldım iş beklerken Cüzdanımı çıkarıp içini karıştırmaya başladım .Bazı işe yaramaz kağıtları ve kart vizitleri yırtıp çöpe atıyordum.

Gözüm cüzdanımın ortasındaki  fermuarlı sözde gizli bölüme ilişmişti. Kendi kendime söylenip ,"Burayıda ne diye yapmışlar sanki buraya paramı koyacağım "diyerek fermuarı açıp parmaklarımla arasını yoklamıştım elime kağıt parçası gelince çekip çıkardığımda  Gördüğüm iki adet yüz dolar karşısında şok yaşamıştım.

Bu iki yüz dolar beş yıl önce arsa aldığımda parasını  ödemek için bozdurduğum dolar

lardan artan  miktardı. Yani tüm masraflardan sonra iki yüz dolar artmış bende bu para yı cüzdanımın gizli bölmesine saklamış daha sonra nereye koyduğumu  hatırlayıp bula mamıştım.

Tam beş yıl sonra  Rabbim bu parayı rızasını kazanmak için kurban kesmeye niyet etmemden  bir gün sonra bulmayı bana nasip etmişti.

Gözlerim dolmuş  yüreğim rabbime minnetle coşmuştu. Bu yazıyı yazarken yine aynı minnet ve şükür hissiyle gözümden akan yaşlara inanın engel olamıyorum.

O an ağlamayı çok istemiştim ama etrafım kalabalıktı . Ve ben bunu izah etmekte  güç

lük çekecektim.Ama şimdi bu yazıları yazarken yalnızım. Rabbimizin benim ve tüm kardeşlerimizin kurban ve diğer ibadetlerini yerine getirebilmeleri için dua edip göz yaşı döküyorum.

Yine inancım tam inşallah ! Bizlere yine rahmet ve mağfiret kapılarını açıp kurban kesmeyi nasip edecektir.

Sonuçta o bulduğum kayıp parayla hem borcumu ödedim hem kurbanı kestim. O bayram benim Mekke'de hacı olurken yaşadığım kurban bayramından sonra en mutlu kurban bayramım olmuştu.

O halde dostlar ümitsizliğe düşmeden Rabbimize bir adım atalım. Göreceksiniz o bir

adımın karşılığı neler olacak. Kurban bayramınızı kutlar Esenlikler dilerim

                   

                     Yazar H. Metin Yiğit

26/11/2009

Kurban hakkında bilmemiz gereken önemli bilgiler

Kurban :

Hac Suresi'nde Allah (cc): "Kurbanlarınızın etleri ya da kanları Allaha ulaşmaz; ama sizin takvanız Allaha ulaşır." (22/37) Dendiğine bakıldığında, kurban kesmenin asıl amacının Allahın emrini yerine getirmek, böylece takvalı olduğunu göstermek olduğu anlaşılır. Bunun anlamı, Allah isterse en değerli malımızı dahi O'nun yoluna feda edebiliriz, demektir.

Tıpkı Hz. İbrahim'in İsmail'i kurban etmeye karar vermesi gibi, gerekirse bizim de canımızı dahi kurban edebileceğimizi göstermektir. Bir bakıma da kurban malperestlik duygusunu kırmak, Allah'ın rızası karşısında her şeyimizden geçebileceğimizi göstermek anlamına gelir.
Kısaca hali vakti yerinde olanlar, yani zenginler kurban keserler. Bunun ölçüsü ise temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra, kendisini zengin kılacak kadar malı mülkü bulunmaktır. Böyle olan malın mülkün üzerinden, zekatta olduğu gibi bir yıl geçmesi de gerekmez.
Ailede yeterli birikimi olan karı-kocadan ve çocuklardan her birinin kurban kesmesi gerekir mi?
Hanefiler, şahsi malı bulunan herkesi başlı başına bir mükellef sayarlar ve böyle olan birisi, ister kadın olsun ister erkek olsun kurban kesmelidir derler. Diğer mezhepler ise, her bir ferdin ne kadar parası bulunursa bulunsun, bir eve bir kurban yeter diye düşünürler.
Kadın kurban kestirebilir mi?

Bir önceki soruya verdiğimiz cevaptan da anlaşılacağı üzere, Hanefilere göre kadının da kendi malı mülkü, altını ya da parası varsa onun da kurban kesmesi gerekir. Hatta kadın evi bakmakla yükümlü olmadığı için, onun temel ihtiyaçlarını karşılayacak parasının bulunması aranmaz. Çünkü onları zaten erkek karşılayacaktır. Öyleyse zengin olan kadın kurban keser, ya da vekalet vererek kestirir.

Yolcu kurban kesmelimidir ?

Şeri ölçülerle yolcu sayılan bir insana kurban kesmek vacip değildir. Ancak bizzat kendisi keserse, ya da vekil tayin ettiği kişiye kestirirse güzel bir iş yapmış olur.
Kurban kesmek yerine sadaka vermekle bu ibadet yerine getirilmiş olur mu?
Hayır asla! Çünkü ibadetlerin cinsini ve keyfiyetini biz tayin edemeyiz. İbadetler tamamen Mabudun bildirdiği gibi olmalıdır. Başka türlü verme ibadetleri zaten vardır. Kişi onlardan yapması gerekenleri de yapacak, gerekiyorsa kurbanını da kesecektir.
Kurban ne zaman kesilir?
Vacip olan kurban, kurban bayramının birinci, ikinci ve üçüncü yani, Zilhicce ayının onuncu, on birinci ve on ikinci günlerinde kesilir. Güzel olan, kurbanların gündüzleri kesilmesidir. Kurban Bayramı'nın birinci günü kesmek ise daha faziletlidir. Diğer kurbanlarda ise herhangi bir vakit söz konusu değildir.
Bir kurbana kaç kişi ortak olur? 

Büyük baş hayvanlara birden yedi kişiye kadar ortak olabilir. Hayvan kurban olacak yaşta ve özelliklerde bulunduktan sonra, etinin az ya da çok olması, ortak sayısını belirlemez. Küçük ve eti az olsa dahi büyük baş hayvanlara yedi ortak olabilir. "Bu kurban ancak beş kişilik, ya da üç kişilik olur" gibi ifadeler, kişi başına gelecek etin belli bir miktarda olmasını anlatmak için söylenir. Yoksa büyük baş bir hayvan kurban olma özelliklerini taşıdıktan sonra ona yedi kişi ortak olabilir.

Hangi hayvanlar kurban olarak kesilir? Bu hayvanlar hangi nitelikleri taşımalıdır?

Kurban ancak keçi koyun, sığır deve ve mandadan olur. Bunun dışındaki hayvanlardan kurban olmaz. Çünkü kurban bir ibadettir ve ibadetleri Hz. Peygamber nasıl öğretmişse ancak öyle yapılırlar.
Tavuktan, deve kuşundan vb. hayvanlardan kurban kesmeye kalkan, veya bunların kurban olabileceğini söyleyen ya da bu hayvanlardan bir kurban adayan insan bir bidat işlemiş olduğu için günahkar olur. Hatta böyle bir iddiaya küfür diyen alimler dahi vardır.
Kurban kesilecek hayvanlar kendi cinsinin olgun yaşına geldiğinde ve ortalama bir büyüklükte olduğunda kurban kesilebilirler. Her hangi bir arıza ya da hastalık bunları ortalama değerden düşürmüşse kurban kesilemezler. Çünkü kurbanda bir bakıma şöyle bir mana vardır: "Ya Rab! Ben senin rızan için bir koyun, ya da bir keçi vb kesiyorum".
Durum böyle olunca normal bir keçi ya da normal bir koyun sayılmayan, arızalı bir hayvanı kurban etmek uygun olmaz. Bu konudaki ölçü şu hadisi şeriftir: "Kurbanda belirgin kör, belirgin hasta, belirgin topal ve kemiklerinde iliği kalmamış kadar zayıf hayvanlar kurban olmaz".

Ayrıca tek gözü olmayan ve boynuzları kırılan hayvanların da kurban olmayacağı söylenmiştir. Çünkü bu arızalar bir hayvanı kendi cinsinin ortalaması olmaktan çıkarır. Ancak besili olsun ya da zarar vermesin diye küçükken boynuzları köreltilen hayvanlar böyle değildir. Çünkü bu durum hayvanın değerini düşürmez, aksine artırır.

Kurbanlık hayvanlardan hangileri ortak olarak kesilebilir?

Büyük baş hayvanlara birden yediye kadar ortak olunabilir. Küçük baş hayvanlardan ise ancak bir kurban olur.

Kurban keserken nelere dikkat edilmelidir?
1.
Kurban keserken özellikle hayvana sıkıntı vermemeye dikkat etmelidir. Şehirlerde gördüğümüz ve hayvanların itilip kakılarak, dövülerek kurban edilmesi vahşiliktir, İslam ahlakına sığmaz.Böyle eziyet eden insanlar sanki on günah işlemiş iki sevap almış gibidirler. Bu kadar günah almaktansa sevabı terk etmek daha iyidir. Müslümanlar kurban keserken hayvana nasıl şefkatle davranılacağını gösterme şansı yakalarlar. Bu şansı kaçırmamalı ve müslümanın merhametini ve diğerlerinden farkını göstermelidirler.

2. İkinci önemli mesele, temizlik ve insanları tiksindirmemedir. Şehirlerde gördüğümüz manzaralar, Müslümanlığın belirtileri değildir. Bizden Allah kurban kesmemizi ister, etrafı pisletmemizi değil. Ve Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurur:Allah her şeyin ihsan ile yapılmasını şart koşmuştur. (İhsan, bir şeyi yapılabileceğinin en güzeliyle yapmaktır). Öyleyse boğazlarken de ihsan ile boğazlayın, bıçağınızı iyi bileyin ve hayvanınızı rahatlatın".Bu konuya Müslümanlar çok;ama çok dikkat etmeli ve her fırsatta dine ve dindarlara saldırmak isteyenlere fırsat vermemelidirler.

Kurban bayıltılarak kesilebilir mi?
Zorunlu bir sebep yoksa kurbanı bayıltarak kesmek sakıncalıdır, en azından mekruhtur. Çünkü kesimden mi bayıltmadan mı öldüğünü bilemeyiz. Sonra bayıltmanın hayvana ne kadar acı çektirdiğini de bilemeyiz. Ama zapt edilemeyen bir hayvanı bayıltmaktan başka çare yoksa, en sonunda bu yola da baş vurulabilir.
Kurban eti nasıl değerlendirilmelidir?
Kurban kesmekten asıl amaç, Allah için kan akıtmaktır. Bu yapıldıktan sonra kurban tamamdır; ancak elbette kurban kesmenin hikmetlerinden biri de fakir fukaranın et yemesidir. Bunu sağlamak ve kurban etini olabildiğince dağıtmak gerekir. Bunun bir ölçüsü yoktur. Kişi, kendi vicdanına göre hareket eder.
Kurban bağışlanabilir mi?
Kurban elbette bağışlanabilir. Kurbanını keser ve etini olduğu gibi bir şahsa, şahıslara, ya da kurumlara bağışlayabilir. Kendisi adına kurban kesilmek üzere kurbanının parasını da bağışlayabilir, yani birisini vekil kılabilir. Ancak kurban kesmek yerine onun parasını bağışlamakla kurban görevini yerine getirmiş olmaz.
Hayır kurumlarına vekalet vererek kurban kesilebilir mi?
Elbette güvendiği ve bu görevi hakkıyla yerine getirdiğinden emin olduğu kurumlara kurbanını verebilir, onları vekil ederek kesilmesini onlardan isteyebilir. Ancak kurbanın bir ibadet olduğunu bilmek gerekir. Bu sebeple kesilen kurbanların etlerinin günah olmayan şekilde ve müslümanca kullanılıyor olmasına dikkat etmeli ve bunu aynı zamanda takip etmelidir.
Hayır kurumlarına bağışlanan kurbanlar için de şükür namazı kılınır mı?
Kurban için kılınan iki rekat şükür namazı, kurbanını kendi kestiğinde de, başkasına kestirdiğinde de kılınmalıdır. Bunu kılmak şart/farz değildir; ama kılınması sünnettir, sevaptır.
Taksitle kurban alınabilir mi?
Kurbanın peşin alınma zorunluluğu yoktur. Helal olan her türlü alışverişle kurban da alınır. Taksitle alış veriş caiz olduğuna göre kurbanı da taksitle almak caizdir.
Borç para ile kurban kesilir mi?
Borç para ile başka şeyler almak caiz olduğuna göre kurban almak da caizdir. Hatta hac gibi, kurban gibi şeyleri borç para ile almak bazen daha da güzel ve garantili olabilir. Çünkü borç alınan bir para asla haram değildir. Böylece kurbanını haram olmayan bir para ile kesmiş olur.
Ölmüş kişiler için de kurban kesilir mi?
Ölmüş kimseler için de kurban kesilebilir. Hz. Peygamber de (sav) ümmeti için kurban kesmişlerdi.
Bayramda adak kesilir mi?
Bayramda adak kesilir. Hatta bazılarına göre Kurban" denen şey, Kurban Bayramı'nda kesilen hayvan olduğu için, "Ben bir kurban keseceğim" diye adak adayan insan, sanki kurban bayramında bir kurban keseceğim, demiş olacağından, adaklar da ancak kurban bayramında kesilir. Fakat bizim dilimizde "Kurban" dendiği zaman bu anlaşılmadığı için, adaklar, özellikle kurban bayramında denmiş olmadıkça, her zaman kesilebilir.
Adak ne demektir?
Kişinin dinen yükümlü olmadığı halde, farz veya vacip türünden bir ibadet yapacağına dair Allah'a söz vermesidir.
Adak bağışlanabilir mi?
Adak kurban elbette bağışlanabilir. Kişi adak kurbanını keser ve etini olduğu gibi bir şahsa, şahıslara, ya da kurumlara bağışlayabilir. Kendisi adına adak, akika, şükür kurbanı kesilmek üzere kurbanının parasını da bağışlayabilir, yani birisini vekil kılabilir.
Hayır kurumlarına vekalet vererek adak, akika, şükür kurbanı kesilebilir mi?
Elbette güvendiği ve bu görevi hakkıyla yerine getirdiğinden emin olduğu kurumlara kurbanını verebilir, onları vekil ederek kesilmesini onlardan isteyebilir.
Bayramda adak kesilir mi?
Bayramda adak kesilir. Hatta bazılarına göre "Kurban" denen şey, kurban bayramında kesilen hayvan olduğu için, "Ben bir kurban keseceğim" diye adak adayan insan, sanki "Kurban Bayramı'nda bir kurban keseceğim"
demiş olacağından, adaklar da ancak kurban bayramında kesilir. Fakat bizim dilimizde "Kurban" dendiği zaman bu anlaşılmadığı için, adaklar, özellikle Kurban Bayramı'nda denmiş olmadıkça, her zaman kesilebilir.


26/11/2009

Katsayı farkını kaldıran karar durduruldu

Danıştay 8. Dairesi, YÖK'ün üniversiteye girişte katsayı farkını kaldıran kararının yürütmesini oy birliği ile durdurdu.

İstanbul Barosu Başkanlığı, Yükseköğretim Genel Kurulunun (YÖK)  yükseköğretime girişte katsayı puanı uygulamasının kaldırılmasına ilişkin 21  Temmuz 2009 tarihli kararının iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle  Danıştay'da dava açmıştı.

Danıştay 8. Dairesi, YÖK'ün kararının yürütmesini oy birliğiyle  durdurdu. Dairenin kararında, milli eğitim sisteminin yönlendirmeye ilişkin  kuralları ile 2547 sayılı Yasanın 45. maddesinde yer alan kurallar yürürlükte ve  uygulanıyor iken, bu kuralların uygulanmasını bertaraf edecek şekilde alınan dava  konusu kararın, eğitim sisteminin örgütleniş biçimindeki bütünlüğü bozacak  nitelik taşıdığı ve uygulamada karşılaşılan sorunların giderilmesi amacının  dışına çıkıldığının görüldüğü vurgulandı.
Kararda, “Bu durumda, dava konusu kararın 3, 4. ve 5. maddelerinin,  dayanağı yasa hükümlerine aykırı olduğu gibi eğitim sisteminin, hukuka uygun  oldukları istikrar kazanmış yargı kararları ile de ortaya konulmuş olan amaç ve  ilkelerine, hukuka ve hakkaniyete uygun değildir. Dava konusu kararın uygulanması  halinde telafisi güç ve imkansız zararlar oluşacağı da açıktır” denildi.

Davalı YÖK'ün bu karara itiraz hakkı bulunuyor. İtirazı, Danıştay İdari  Dava Daireleri Kurulu görüşecek.

Danıştay, Yükseköğretim Kurulu'nun yüz binlerce öğrenciyi mağdur eden katsayı adaletsizliğini kaldıran değişikliğini hiçe saydı.

Yasanın genel gerekçesine yer verilen kararda, şunlar kaydedildi:

''Milli eğitim sistemimiz, örgün eğitimde, yönlendirme esasına dayalı kademeli geçişi öngören bir modelle örgütlenmiş olup, bu örgütlenme şekli eğitimin amacı ve temel ilkelerinin doğal bir sonucudur. Bu düzenlemeler ve örgütlenme şekli ile eğitim ve öğretim hakkının doğru ve etkin kullanımı hedeflenmiş, öncelikler belirlenmiştir. Eğitim ve öğretim hakkının herkese fırsat ve imkan eşitliği dahilinde sunulabilmesi için ilgi, yetenek ve eğilimleri farklı olan bireylerin bu özelliklerine en uygun eğitim kurumlarına yönlendirilmesi amaçlanmıştır. Bireyler için güdülen bu amacın gerçekleştirilmesi ekonomik, kültürel ve sosyal beklenti ve ihtiyaçlardan bağımsız düşünülmemiştir. Bunun nedeni bireylerin kendi özelliklerine en uygun eğitim-öğretim kurumuna yönlendirilmesinin bireysel olduğu kadar toplumsal kazanım ve sonuçlarının bulunmasıdır.

Eğitim sistemimize yasa kurallarıyla kazandırılmış olan bu işleyiş şekli aynı hukuksal statüde olanlar arasında eşitlik sağlanması prensibinden hareket etmektedir.

Milli Eğitim Temel Yasası ile yeniden yapılandırılan eğitim sistemimizde, genel liselerle meslek liselerinin uygulanan program ve amaçları yönünden sahip oldukları farklılıklar gözetilerek, özellikle mesleki eğitimin milli eğitim sistemindeki yerinin ve işlerliğinin artırılmasını hedefleyen eğitim politikası doğrultusunda, ülkenin gelişen ve değişen ekonomik ve toplumsal gereksinimlerinin karşılanması için eğitim düzeyinin yükseltilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, meslek liselerinde uygulanan eğitim-öğretim programı öncelikle belirli mesleklere yönelik ara insan gücü yetiştirecek şekilde düzenlenmiştir. Genel liseler açısından ise böyle bir durum söz konusu değildir.''

Yasanın genel gerekçesi ile ortaöğretimin amaç ve görevlerini belirleyen 28/2 maddesi ve ''Yükseköğretime Geçiş'' başlıklı 31. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, ortaöğretim kurumlarının farklılaşan eğitim öğretim programlarının ilgilisine getirisinin ne olduğunun belirginlik kazandığı ifade edilen kararda, ''Yasada, ortaöğretim kurumlarının, öğrencileri yükseköğretime veya hem mesleğe hem de yükseköğretime hazırlayacağı kuralına yer verilmekle bu farklılaşmanın ilgilisine yönelik sonuçları ortaya konulmuştur. Böylece kuruluş amaçları doğrultusunda oluşturulan eğitim-öğretim programları ile genel liseler yükseköğretime, meslek liseleri hem mesleğe hem de yükseköğretime hazırlayan öğretim kurumları olarak eğitim sistemimizde yerini almış bulunmaktadır'' denildi.

 

Yasa maddesinde, yükseköğretimden yararlanma hakkını belirleyen kural ile 28/2. maddesinde yer alan kuralın paralel bir düzenlemeyi içerdiği ifade edilen kararda, şu tespitler yapıldı:

''Öğrencilerin eğitimlerinin son basamağını oluşturan yükseköğretimden yararlanma hakkını elde ettiklerinde seçecekleri yükseköğretim kurumunun da sistemin bütünlüğü ve devamlılığını bozmayacak şekilde ortaöğretimde seçtikleri alana uygun olması gerekliliği yasanın öngörüsüdür.

Eğitim ve öğretimin her kademesinden bir bütün olarak yararlanma hakkının doğru ve etkin kullanımı için Yasada belirlenen Milli eğitimin temel ilke ve hedeflerine uygun olarak ilköğretimden başlayarak ortaöğretimde de devam edecek şekilde öngörülen alanlara ilişkin yöneltme, Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Sınıf Geçme ve Sınav Yönetmeliğinde düzenlenmiş, bu seçimin olası yanılgıları da Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Öğrenci Nakil ve Geçiş Yönergeleri ile ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır. Böylece sistem, öğrencilerin kendilerine en uygun eğitim öğretim kurumundan yararlanması amacıyla kendi içinde her türlü çözümü üretmektedir.

Bu nedenle, ortaöğretim kurumlarının belirlenen niteliği ve bu kurumlardan yararlanma hakkının kullanımı için öngörülen düzenleme ile ulaşılan sonuçta ilgililerin hukuksal statüleri birbirinden farklı olmaktadır. Bir başka anlatımla, fırsat ve imkan eşitliğinin ruhuna ve amacına uygun olarak yönlendirme suretiyle kademelerden geçerek verilen haklardan eşit olarak yararlandırılmış olan bireylerin, bu eğitim kurumları içinde seçtikleri okul ve alan nedeniyle elde ettikleri hukuksal statünün farklı olması da kaçınılmazdır. ''

 

Dairenin kararında, 1999 yılından itibaren uygulamaya konulan sınav sistemindeki farklı katsayı uygulaması kararına karşı açılan davaların, ''bu uygulama ile ortaöğretimde başarılı olan öğrencilerin ve eğitim kurumlarının gerçekleştirdikleri düzeyin ayrı bir değerlendirme kapsamına alınarak eşitsizliğin önlenmesi ve öğrencilerin kendi ilgi, bilgi ve yeteneklerine göre yeni bir eğitim yaşamına geçirilmesi yoluna gidildiği, böylece öğrencilerin okul ve alan seçimi sonucu oluşturdukları birikimlerinin farklı katsayılar uygulanmak suretiyle adil bir değerlendirmeye tabi tutulmasının amaçlandığı'' gerekçesi ile Danıştay 8. Dairesi'ce reddedildiği ve bu kararların, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından da onandığı hatırlatıldı.

Böylece, genel veya meslek liselerinden oluşan ve öğretim sürecinin ikinci kademesini oluşturan ortaöğretim kurumlarına başlama, devam etme ve yükseköğretim kurumlarından yararlanma konusunda yargı kararlarıyla da istikrar kazanmış bir sistemin yerleştirildiğine işaret edilen kararda, şöyle devam edildi:

''Dava konusu kararın 3. maddesiyle, öğrencilerin öğrenim gördükleri okul ve alanlara göre bir ayrıma gidilmeyerek sınav puanının belirlenmesinde herkese eşit bir katsayı uygulaması öngörülmüş olmakla, farklı hukuki statüdeki öğrencilerin aynı konumda değerlendirilmesi sonucu anayasal eşitlik kuralı ile çelişkili bir durum yaratılmıştır. Bu uygulama hukuksal statüsü farklı olanları eşit koşullara tabi kılarak hak kaybı ve ihlaline sebep olacaktır.

Dava konusu kararın 4. maddesindeki düzenleme, 2547 sayılı Yasa'nın 45. maddesinde yer alan kuraldan kaynaklanmakta olduğundan, şimdiye kadar uygulamanın bu şekilde devam ettirilmesine karşın, bu madde ve kararın 5. maddesindeki puanlama sistemi, 3. maddeye dayandırılmış olduğundan, hukuki geçerliliğinden söz etmeye olanak yoktur.''

 

Davalı YÖK'ün, ''mesleki ve teknik liselerden mezun olan öğrencilerin yükseköğretime yerleştirilememe kaygılarının azaltılması ve mesleki ve teknik liseleri tercih edilebilir hale getirme amacıyla bu kararın alındığını'' ileri sürdüğü belirtilen kararda, şu ifadelere yer verildi:

''Kendi alanında bir yükseköğretime yönelen mesleki ve teknik lise mezunlarına önceki uygulama ile ek puan verildiğinden, katsayı uygulaması bakımından giderilmesi gereken bir hukuka aykırılıktan söz etme olanağı bulunmamaktadır. Meslek liselerinin kuruluş amacı ve milli eğitim sisteminin örgütleniş ve işleyiş şekli dikkate alındığında bu okullarda verilen eğitimin öncelikli hedefi, ilgilileri bir meslek sahibi yapmaya yönelik olup, devam etmek istedikleri yükseköğretim kurumlarının da yöneldikleri eğitime uygun olması gerekmektedir. Bu nedenle mesleki eğitimin özendirilmesi ile katsayı uygulamasının kaldırılması arasında mutlak anlamda bir sebep sonuç ilişkisinin varlığından söz edilmesi mümkün değildir. Mesleki ve teknik eğitimin özendirilmesinin, eğitim kalitesinin arttırılmasına, ülkenin istihdam politikasına, ekonomik, sosyal ve kültürel beklentilerine göre bu okullardaki eğitimin yeniden yapılandırılması gibi başka kriterlerle sağlanabileceği açıktır.

Kaldı ki kendi alanında bir yükseköğretime yönelen mesleki ve teknik lise mezunlarına öğretimlerine devam etmelerini kolaylaştıran ek puan uygulamasından başka uygulamalar da mevcuttur. 2547 sayılı Yasanın 45. maddesiyle meslek yüksek okullarına sınavsız geçiş hakkı verilmesi de bu amaca yöneliktir.''

Danıştay 8. Dairesinin kararında, davalı idarenin, ''Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planında yer alan ilkelerin dava konusu kararla hayata geçirildiği'' savunmasını yaptığı da ifade edilerek, ''Kalkınma planlarında tespit edilen hedeflerin, ilgili alanı düzenleyen mevzuatı oluşturan ilkelerle çelişmemesi gerekir. Bu bakımdan dava konusu kararın da eğitim sisteminin öngördüğü diğer ilkelerle çelişmemesi, sistemin uyumunu ve bütünlüğünü bozmaması, eğitim-öğretim hakkından yararlanma koşullarını ihlal etmemesi gerekir. Yani, milli eğitim alanındaki bir ilkenin hayata geçirilmesi için yapılan düzenleme, milli eğitimin temel ilkelerinin etkisiz kalmasına sebep olmamalıdır'' denildi.

Danıştay da Kanadoğlu'na uydu, meslek liseliler şokta

 

Ergenekon sürecinde gösterdiği tartışmalı tavırlarla gündeme gelen İstanbul Barosu'nun başvurusu üzerine konuyu ele alan Danıştay 8. Dairesi, YÖK'ün üniversiteye girişte katsayı farkını kaldıran kararının yürütmesini oybirliği ile durdurdu. YÖK'ün 1999 yılından itibaren uyguladığı katsayı sistemi aleyhine daha önce açılan davaları 'Yasal ve anayasal olarak yetki YÖK'te' diyerek reddeden Danıştay, yeni kararıyla Kurul'un bu yetkilerini de görmezden geldi. Danıştay'ın 10 sayfayı bulan kararında önceki kararlarının aksine bir kez bile 'yetki' kelimesinin geçmemesi dikkat çekti. Karara itiraz edeceklerini belirten YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, öğrenciler için en adaletli sistem neyse onu getireceklerini söyledi.

Bayram öncesinde meslek lisesi öğrencilerinde 'şok' etkisi yapan kararda, meslek liselilere üniversiteye gitmek yerine 'ara eleman olarak kalmaları' önerildi. YÖK'ün üniversiteye girişte katsayı farkını kaldıran kararının yürütmesinin oybirliği ile durdurulmasına ilişkin kararının gerekçesinde, tüm lise öğrencilerin üniversiteye eşit şartlarda girmesi 'eşitsizlik' olarak nitelendi. YÖK'ün katsayıyı kaldırması üzerine meslek liselerine bu yıl çok yoğun bir öğrenci kaydı olmuş, çok sayıda meslek lisesinde ikili eğitime geçilmişti. YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, henüz kendilerine tebliğ edilmeyen karara itiraz edeceklerini belirtirken, ilk genel kurulda konuyu değerlendireceklerini söyledi. Öğrenciler için en adaletli sistem neyse onu getireceklerini ifade eden Özcan, "Hazırlıklarımız var. Bu hazırlıkları kurullarımızda görüşüp karara bağlayacağız. Kimse paniğe kapılmasın." dedi.

Danıştay 8. Dairesi'nin oybirliği ile aldığı katsayı adaletsizliğini yeniden getiren kararda, Yükseköğretim Yasası'nın maddeleri farklı bir şekilde yorumlandı. Katsayının kaldırılmasının 1981'den beri uygulanan 'yasadaki kuralların uygulanmasını bertaraf edeceği' savunuldu. Katsayının kaldırılmasının 'eğitim sisteminin örgütleniş biçimindeki bütünlüğü bozacağını' ileri süren Danıştay, 'uygulamada karşılaşılan sorunların giderilmesi amacının dışına çıkıldığını' iddia etti. Kararda, katsayının kaldırılmasının 'dayanağı yasa hükümlerine aykırı olduğu gibi eğitim sisteminin, hukuka uygun oldukları istikrar kazanmış yargı kararları ile de ortaya konulmuş olan amaç ve ilkelerine, hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığı' görüşü savunuldu. Katsayının kaldırılmasının 'uygulanması halinde telafisi güç ve imkansız zararlar oluşturacağı' da öne sürüldü.

Meslek liseli sadece ara eleman olur!

Danıştay, herkese eşit bir katsayı uygulamasının 'farklı hukuki statüdeki öğrencilerin aynı konumda değerlendirilmesi sonucu anayasal eşitlik kuralı ile çelişkili bir durum yaratıldığı'nı savundu. Uygulamanın hukuksal statüsü farklı olanları eşit koşullara tabi kılarak hak kaybı ve ihlaline sebep olacağını ileri sürdü. Meslek liselerinde uygulanan eğitim-öğretim programının öncelikle 'belirli mesleklere yönelik ara insan gücü' yetiştirecek şekilde düzenlendiği belirtilen kararda, genel liseler açısından ise böyle bir durumun söz konusu olmadığı vurgulandı. Kararda "Yasada ortaöğretim kurumlarının, öğrencileri yükseköğretime veya hem mesleğe hem de yükseköğretime hazırlayacağı kuralına yer verilmekle bu farklılaşmanın ilgilisine yönelik sonuçları ortaya konulmuştur. Böylece kuruluş amaçları doğrultusunda oluşturulan eğitim-öğretim programları ile genel liseler yükseköğretime, meslek liseleri hem mesleğe hem de yükseköğretime hazırlayan öğretim kurumları olarak eğitim sistemimizde yerini almış bulunmaktadır." denildi. Kararda, meslek liselerinin 'hem mesleğe hem de yükseköğretime' öğrenci hazırladığının belirtilmesine rağmen 'ara eleman olarak kalmaları' tavsiyesi 'kendi içinde bir çelişki' olarak değerlendirildi.

Danıştay, öğrencilerin seçecekleri üniversitenin de 'sistemin bütünlüğü ve devamlılığını bozmayacak şekilde ortaöğretimde seçtikleri alana uygun olması gerekliliğini' vurguladı. Öğrencilerin lisede alanlara yönlendirildiği hatırlatılarak, "Fırsat ve imkan eşitliğinin ruhuna ve amacına uygun olarak yönlendirme suretiyle kademelerden geçerek verilen haklardan eşit olarak yararlandırılmış olan bireylerin, bu eğitim kurumları içinde seçtikleri okul ve alan nedeniyle elde ettikleri hukuksal statünün farklı olması da kaçınılmazdır." ifadelerine yer verildi. Kararda ayrıca daha önce katsayının kaldırılması isteğiyle açılan davaların Danıştayca reddedildiği hatırlatıldı.

 

Ve tepkiler

Katsayı YÖK'ün görevi' demiştiDanıştay, 5 ay önce dün verdiği kararın tam tersini savunmuştu. Danıştay 8. Dairesi, 26 Haziran 2009 tarihinde oybirliğiyle aldığı kararda, üniversiteye girişte getirilen katsayı uygulaması aleyhine açılan davayı "Yeni bir sistem getirilmesi YÖK'ün, Anayasa ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'ndan kaynaklanan görevi" diyerek reddetmişti. Kararda; Anayasa'nın 'Eğitim ve öğretim hakkı ve ödevi' başlıklı 42. maddesinde, öğrenim hakkının kapsamının yasa ile tespit edilip düzenleneceğinin kurala bağlandığı hatırlatılmış, Yükseköğretim Yasası'nın 'Yükseköğretime giriş' başlıklı 45. maddesinde 'öğrencilerin, devlet yükseköğretim kurumlarına, esasları Yükseköğretim Kurulu tarafından tespit edilen sınavla gireceklerinin' öngörüldüğü belirtilmişti.

Egitimciler :
Danıştay 8. Dairesi'nin, üniversiteye girişte katsayı farkını kaldıran düzenlemeyi durdurması eğitimciler ve sendikalarının tepkisine yol açtı. Eğitimci Galip Çağatay, yürütmeyi durdurma kararının üniversiteye giriş sistemini etkilemediğini, sadece tercihleri ve katsayı kararını etkilediğini belirterek "Katsayı farkının kaldırılmasından sonra, üniversite hayali kuran binlerce meslek lisesi mezunu dershanelere giderek sınavlara hazırlanmaya başladı. Bu kararla bu gençlerin hayatları karardı. YÖK'ün haksızlığı gideren kararının yargı tarafından frenlenmesini anlamak mümkün değil. Binlerce genç mağdur oldu" dedi.

Sağlam bu öğrencilerin üniversiteye girme çabalarına bir darbedir :

Danıştay'ın YÖK'ün katsayı kararı ile ilgili yönetmeliğinin yürütmesini durdurması ile ilgili şok kararına TBMM Milli Eğitim Komisyonu Başkanı Mehmet Sağlam'dan sert tepki geldi. Sağlam, "Bu bir darbedir" değerlendirmesinde bulundu. Sağlam, kararın hükümet, MEB ve YÖK tarafından değerlendirileceğini hatırlatarak, "İktidarın neye karar vereceği hükümetin işi. Yatay ve dikey geçişler yasaklanamaz. Bunlar belirli şartlara bağlıdır. 1981'de YÖK kuruluyor. Merkezi sınavları yapmaya devam ediyor. 1989'a kadar bu uygulama sürüyor. Gençler aldıkları puana göre okullara yerleştiriliyor. O zaman da bu okullara göre yerleştirme oranları yüzde 5 civarındadır. 1998'de YÖK bir karar alıyor, genel liselerden mezun olanlarla onlar arasına bir katsayı ayırımı getiriyor" dedi. Sağlam, "Bundan sonra hükümet ya da partiniz nasıl bir yol izleyecek, yasa yoluyla bir girişimde bulunulacak mı?" şeklindeki soruya "Gerekçeleri görmek gerekir. Görevli YÖK vardır. Bu karar hakkaniyetli bir sistemi tekrar ortadan kaldıracak ve eski haksızlıklara dönülecektir. Eğitim sistemi içinde yüzde 5-6'yı geçmeyen öğrencilerin üniversiteye girme çabalarına bir darbedir" cevabını verdi.


26/11/2009

Beşiktaş destan yazdı


Temsilcimiz Beşiktaş, Avrupa Şampiyonlar Ligi (B) Grubu beşinci maçında grup lideri Manchester United'ı Old Trafford'da 1-0 mağlup etti ve UEFA Avrupa Ligi'ne katılma şansını son maça taşıdı. İngiltere'de ilk yarısı da temsilcimizin 1-0'lık üstünlüğü ile sona eren karşılaşmada Beşiktaş'a zaferi getiren gol 20. dakikada Tello ile geldi.

Savunmada çok başarılı olan ve geliştirdiği ataklarla da rakip kalede tehlikeler yaratan Beşiktaş, zorlu maçtan üç puanı söküp aldı. Siyah-beyazlılarda maçın en başarılı isimlerinden olan İbrahim Toraman ve Tello ikinci yarıda sakatlandı ve oyuna devam edemedi. Temsilcimiz bu şanssızlıklara rağmen galibiyeti almasını bildi. Genç oyunculardan kurulu kadrosuyla Beşiktaş karşısına çıkan Manchester United ise geliştirdiği ataklarda, siyah-beyazlıların sert savunmasını geçemedi ve mağlubiyete razı oldu.

Şampiyonlar Ligi'ndeki ilk ve tek deplasman galibiyetini Londra'da Chelsea karşısında alan Beşiktaş, ikinci deplasman galibiyetini de İngiltere'de aldı. Bu sonucun ardından Beşiktaş puanını 4'e yükseltirken, 23 maç sonra Şampiyonlar Ligi'nde mağlubiyetle tanışan Manchester United 10 puanla liderliğini sürdürdü.

ŞİMDİ SIRA CSKA'DA..
Bu galibiyetle puanını 4'e yükselten Beşiktaş son maçında, deplasmanda 2-1 mağlup olduğu CSKA'yı İnönü'de 1-0 veya daha fazla farkla mağlup ettiği takdirde adını UEFA Avrupa Ligi'ne yazdıracak. Karşılaşma 2-1 sona ererse iki takımda aynı skorla kazandığı için genel averaja bakılacak. Bu durumda ise averajı daha iyi olan CSKA Moskova UEFA Avrupa Ligi biletini almış olacak.

MUHTEŞEMSİN TELLO...


Stat: Old Trafford
Hakemler: Stephane Lannoy, Eric Dansault, Laurent Ugo  (Fransa)
Manchester United: Foster, Neville, Vidic, Brown, Rafael  (Dk. 74 Evra), Obertan, Gibson  (Dk. 74 Carrick), Anderson, Park  (Dk. 69 Owen), Macheda, Welbeck 
Beşiktaş: Rüştü, İbrahim Kaş, Ferrari, İbrahim Toraman  (Dk. 67 Erhan), İbrahim Üzülmez, Ekrem Dağ, Fink, Ernst, İsmail, Tello  (Dk. 75 Uğur), Bobo  (Dk. 85 Batuhan)
Gol: Dk. 20 Tello (Beşiktaş)
Sarı kartlar: Dk. 86 Batuhan, Dk. 90+5 Rüştü (Beşiktaş)

 

Bu sezon ortaya koyduğu performansla eleştiri oklarının hedefi olan Beşiktaş'ın Şilili oyuncusu Tello, Old Trafford'da müthiş bir gole imza attı. Dakikalar 20'yi gösterdiğinde gelişen Beşiktaş atağında Tello kaleye yaklaşık 27-28 metre uzaklıktan sağ kanatta topla buluştu. Tello çok sert vurdu, savunmaya da çarpan top köşeden ağlarla buluştu. 0-1.

TORAMAN VE TELLO ŞANSSIZLIĞI...
Manchester United karşısında Beşiktaş'ın en başarılı isimlerinden biri olan İbrahim Toraman, 64. dakikada rakibiyle girdiği hava topu mücadelesi sonrasında kanlar içinde yere kaldı. Rakibinin dirseği burnuna gelen ve saha kenarına alınan Toraman daha sonra sedyeyle soyunma odasına götürüldü. Toraman'ın şanssız sakatlığından sonra, Mustafa Denizli oyuna Erhan Güven'i aldı. Bu zorunlu değişiklikten sonra İbrahim Kaş stopere, Erhan Güven de sağ beke geçti.

Bu sakatlık yetmiyormuş gibi 74. dakikada da Tello sakatlandı ve oyuna devam edemedi. İkinci kez zorunlu değişikliğe giden Mustafa Denizli, Tello'nun yerine Uğur İnceman'ı sahaya sürdü.

İLK YARIDA İŞLER YOLUNDA...
Karşılaşmaya daha baskılı başlayan ev sahibi Manchester United, Beşiktaşlı futbolcuların yaptıkları top kayıplarını da değerlendirerek, etkili olmaya çalıştı. İngiliz temsilcisi, ileri uçta özellikle Obertan, Macheda ve Welbeck ile zaman zaman tehlikeli gelse de siyah-beyazlı futbolcular zamanında müdahale ederek gole izin vermedi.
Mücadelenin ilk yarısında Tello'nun attığı gole kadar kendi yarı sahasından çıkmakta zorlanan Beşiktaş, uzaktan şutlarla gol aradı. Fink ve Bobo'nun şutlarından sonuç alamayan siyah-beyazlı takım, 20. dakikada Tello'nun sert şutuyla 1-0 öne geçmeyi başardı ve ilk yarıda bu skoru korudu.

FERGUSON SIKIŞTI...
Manchester United adına işler iyi gitmeyince devreye Alex Ferguson girdi. Ferguson ikinci yarıda as oyuncuları Michael Owen, Carrick ve Evra'yı sahaya sürerken, Park, Gibson ve Rafael'i kenara aldı. Bu değişiklikler de Manchester'ı mağlubiyetten kurtarmaya yetmedi.

İSMAİL İLK 11'DE...
Beşiktaş Teknik Direktörü Mustafa Denizli, Manchester United karşısında Sivok'un yerine İbrahim Toraman'a şans verdi. Avrupa Şampiyonlar Ligi (B) Grubu'nda deplasmanda Manchester United ile karşılaşan Beşiktaş'ta, teknik direktör Denizli, sart kart cezası nedeniyle forma giyemeyen Sivok'un yokluğunda savunmanın göbeğinde İbrahim Toraman'ı görevlendirdi.

Teknik direktör Denizli, zorlu mücadelede savunmanın sağında İbrahim Kaş'a forma verirken, orta sahanın solunda ise genç oyuncu İsmail'e şans tanıdı. Denizli, ligde 3-0 kazanılan Fenerbahçe derbisinde ikinci yarıda oyuna aldığı Tello'yu bu karşılaşmada ilk 11'de sahaya sürerken, derbi maçta forma giyen Yusuf'u ise yedek soyundurdu.

Beşiktaş'ta çocuğu hasta olduğu için İstanbul'da bırakılan Mert Nobre ile sakatlıkları bulunan Hakan Arıkan, Filip Holosko ve Rıdvan Şimşek de bu maçta görev yapamadı.

 


Manchester United Teknik Direktörü Alex Ferguson, Beşiktaş maçında genç oyunculara şans verdi. Deneyimli teknik adam, siyah-beyazlı takıma karşı sürdüğü 11'de savunmada Rafael, orta sahada Gibson, Anderson ve Obertan, forvette de Macheda ve Welbeck'e forma verdi.

Ferguson, geçen hafta İngiltere Premier Lig'de oynadıkları ve 3-0 kazandıkları Everton maçından farklı olarak kalede Foster'ı görevlendirirken, yine Everton karşılaşmasında oynayan Evra, Owen, Carrick ve Fletcher'i Beşiktaş karşısında yedek kulübesinde oturttu.

Everton maçında forma giyen Valencia, Giggs ve Rooney ise 18 kişilik kadroda yer almadı. İngiliz ekibinde, Ferdinand, Oshea, Evans ve Fabio sakatlıkları nedeniyle Ferguson tarafından kadroya alınmadı.

MAÇTAN DAKİKALAR (İLK YARI)
2. dakikada Obertan'ın arka direğe yaptığı sert ortada topa kimse ayak koyamayınca, meşin yuvarlak taca çıktı.
9. dakikada ceza yayı önünde topla bulaşan Fink'in sert şutunda top kaleci Foster'da kaldı.
14. dakikada Gibson'un şutunda Fink'e çarpan top az farkla üst ağlarda kaldı.
15. dakikada Welbeck'in pasıyla buluşan Gibson'un yerden şutunda, top az farkla yandan auta çıktı.
18. dakikada ceza yayı içinde topla buluşan Macheda'nın düzgün vuruşunda, meşin yuvarlak auta gitti.
20. dakikada Beşiktaş'ın golü geldi. Ceza alanı sağ çarprazında topu kontrol eden Tello'nun uzak köşeye gönderdiği meşin yuvarlak, Manchester United savunmasına da çarparak ağlarla buluştu: 1-0.
25. dakikada Welbeck'in son çizgiye kadar indikten sonra içeriye çıkarmak istediği topu son anda Beşiktaş savunması uzaklaştırdı.
30. dakikada Welbeck'in pasıyla ceza alanında topla buluşan Obertan'ın vuruşunda, kaleci Rüştü gole izin vermedi.
42. dakikada Tello'nun ceza alanına çıkardığı topu Bobo Fink'e bıraktı, bu futbolcunun vuruşunda meşin yuvarlak yan direğe çarparak auta çıktı.
Karşılaşmanın ilk yarısı Beşiktaş'ın 1-0 üstünlüğüyle sona erdi.

 

Maçta ikinci yarı

46. dakika: Manchester United hakem Stephane Lannoy'in düdüğüyle ikinci yarıya başlıyor.Her iki takımda ilk yarıdaki kadrolarını koruyarak maça başladı.

47. dakika: Manchester United atağında Rafael sol kanattan korner çizgisine indi, ceza sahası içine yerden ortasını yaptı ve savunma araya girerek topu uzaklaştırdı.

52. dakika: Beşiktaş atağında İbrahim Toraman sol kanata doğru uzun oynadı ama savunma araya girerek topu taca gönderdi.

66. dakika: Beşiktaş'ta Oyuncu Değişikliği; Çıkan oyuncu 58 numarayla İbrahim Toraman, Giren oyuncu 44 numarayla Erhan Güven

79. dakika: Manchester United'ta Carrick sol çaprazda ceza sahası çizgisi önünden serbest vuruş kullandı, direk kaleye yerden vurdu ve top savunmaya çarparak uzaklaştı.

87. dakika: Manchester United'ta Anderson sağ kanattan korner kullandı, ceza sahası içine ortasını yaptı ama savunma topu uzaklaştırdı.

89. dakika: Manchester United atağında Obertan sağ kanatta topla buluştu, ceza sahası içine yerden sert bir orta yaptı ve savunma ayak koyarak topu uzaklaştırdı.

90. dakika: Manchester United bir kez daha gole çok yaklaştı. Anderson sağ kanattan korner kullandı, arka direğe ortaladı, Brown yükseldi kafayı vurdu ve kaleci Rüştü köşeden inanılmaz bir şekilde topu çıkardı.
Vee maç sona erdi....

 

Şampiyonlar liginde toplu sonuçlar :

Avrupa Şampiyonlar Ligi'nde gecenin maçları ve sonuçlar (Foto: Copyright)Avrupa Şampiyonlar Ligi heyecanı yeniden başlıyor. UEFA Şampiyonlar Ligi'ne üç haftalık bir aradan sonra 24 ve 25 Kasım tarihlerinde oynanacak maçlarla devam ediliyor. Beşiktaş, Old Trafford'da Manchester United karşısına çıkıyor.

Beşiktaş'ın Avrupa macerasını sürdürebilmesi için grupta kalan son iki maçında puan çıkarması gerekiyor. BJK, Manchester United karşısına bu hesapla çıkarken, ikincilik şansı dahi olmayan Kara-Kartallar'ın hedefi grup üçüncüsü olarak UEFA Avrupa Ligi'ne kalabilmek. Aksi halde, Beşiktaş'ın Avrupa macerası erken bitecek. Şampiyonlar Ligi'nde gecenin önemli maçları arasında Barcelona-Inter Milan maçı da var. Karşılaşmalar sonucu Liverpool Şampiyonlar Ligi'ne veda ederken, Barcelona'nın grubunda tüm takımların hala şansı var. Stuttgart-Urziceni ise o grubun final maçı havasında geçecek.

 

Avrupa Şampiyonlar Ligi'nde 24 ve 25 Kasım tarihinde oynanacak ve çoğunluğu TSİ 21:45'te başlayacak karşılaşmalar (ve maçlar oynandıkça canlı skorlar ve sonuçlar) şöyle:

 

Barcelona 2-0 Inter Milan
Rubin Kazan 0-0 Dinamo Kiev
AZ Alkmaar 0-0 Olympiakos
Arsenal 2-0 Standard Liege
Debrecen 0-1 Liverpool
Fiorentina 1-0 Lyon
Rangers 0-2 Stuttgart
Unirea Urziceni 1-0 Sevilla 

25 Kasım Çarşamba maçları

Manchester United 0-1 Beşiktaş
CSKA Moskova 2-1 Wolfsburg
AC Milan 1-1 Marsilya
Real Madrid 1-0 Zürih
Bayern Münich 1-0 Maccabi Hayfa
Bordeaux 2-0 Juventus
Apoel 1-1 Atletico Madrid
FC Porto 0-1 Chelsea 


 



« Önceki::

Blogcu ile yapıldı